2016 ABD Seçim Sürecinde Medya ve Toplum İlişkisi

Genel Olarak Medya’nın Etki Gücü

 ABD seçimleri çok karmaşık, sert ve yoğun bir şekilde geçti. Sertliği, adayların birbirlerine hitap şekilleri ve tabanlarını arkalarına alıp geliştirdikleri seçim politikalarından dolayı, karmaşıklığı ve yoğunluğu, medyanında kalın harflerle ön plana çıkardığı skandallar silsilesi ve sahte haberlerinden dolayıdır. Birçok tecrübeli Amerikalı gazeteci, akademisyen ve politikacı bu seçimlerin diğerlerine göre daha hırçın geçtiği konusunda hem fikir. Medya ve Toplum ilişkisi de, bugüne kadar birçok kişinin kaleminden farklı şekilde aktarıldı, yorumlandı. Seçim süreci hakkında bir kaç şeyden bahsederken de, medya, toplum ve politikayı ayrı ayrı ele almakta ve sonra karşılaştırmakta fayda var. Bu süreçte kitle iletişim araçlarının rolü nedir?

 Montesquieu’den beri siyasal sistemlere yerleşmiş 3 büyük gücün devamı iddiasında olan bir güç. 4.Kuvvet olarak nitelendirilen ve diğer güçlere göre toplumla direkt bağı bulunan çok değerli ve tehlikeli bir güç söz konusu. Medya, günümüzde özellikle kapitalist kurumlar sisteminin bir çarkı ve bölgesel olarak farklılıklar gösterebiliyor. Amaçlarını ve tanımlarını çok karmaşık bir şekilde açıklamaya gerek duyulmuyor. Toplumu bilgilendirmek veya telkinler vermek olarak söylenebilir.

Elbette birçok entellektüeller, yazarlar, filozoflar, ünlü siyaset bilimciler bu konu hakkında çeşitli görüşlere sahiptirler. Bu tip seçkin kimselerin bir ortak özelliği, “ortada bir sorun olduğu” üzerine değilde, daha çok “Sorun nereden kaynaklı ?”,  “Topluma Gelecekte Etkisi Ne olur ?”, “Bu sorun geçmişe göre daha da mı büyüyor ?” gibi sorulara cevap aramasıdır. Bunun nedeni kitle iletişim araçlarında bazı sorunları gözlemlemeleridir. Toplum içindede farklı kesimlerden farklı görüşlere rastlanır. “Tamamen beyin yıkama” görüşünden “Sorunsuz işleyen bir mekanizma”ya kadar iki uç görüşü de toplumda bulabiliriz. Dünyamızın sınıf bilinci oldukça gelişkindir ve bu denklemin içindedir.

Yalnızca basın değil; eğlence sektörü, okullar ve geriye kalan herkes de bu fikirlerden payına düşeni alır. Seçkinlerin bir kısmınca benimsenen önde gelen ve anlaşılabilir bir ilkedir bu. Bu fikirler uygulamada ise farklı biçimlerde tezahür ederler. Basın, kendini belirlediği sınıflara yönelik çalışmalarda yapar ve bu siyasi, dini veya kültürel kümeleri içine alabilir.

  Basının içinde birden çok kendi içinde görülen çelişki ve bozulmaların çoğu kurumda olması gibi doğaldır. Bu çelişkilerin, sisin en az olduğu yer, karışıklığın ve gürültünün en azami derecede görüldü yer para ile ilişkili olan ekonomi haberleridir. Ekonomi medyasında bulunan yayıncıları, temel hedef kitleleri olan ve onlardan beslenen varlıklı ve seçkin diye nitelendirilen kesime dünyanın olabildiğince net verilerle gerçeğe yakın görüntüsünü göstermelidirler ki, çıkar birliği içinde oldukları ve kazançları doğrudan kendilerini de etkilediği için organik bağları bulunan bu kesimin, doğru seçimler yapabilmelerine katkıda bulunabilsinler.

 Aynı konsept, basının farklı bölümleri için de farklı biçimlerde kendini tekrar edebilir. Finans işinde olan bir kimseden örnek verilebilir. Wall Street, The Country Cafe’den Crumb Cake almış ve kahvesiyle yürüyen bir borsacının veya çaylak bir yatırımcının kendi alanıyla ilgili haberlere baktıkları zaman siyasetteki gibi kirli suda balık aradıklarını, çelişkili ve taraflı haberleri ayıklamaya çalıştıklarını düşünün. Rakamlarla ve netlikle işi olan bu insanlar bu durumdan hiç hoşlanmayacaktır ve mutlak kesinlik dileyeceklerdir.  Dow Jones endeksinin 5 farklı haber kanalında farklı rakamlar içerisinde görmek, onları hiç memnun etmeyecek, tarafsız ve doğru bilgi arayışında olacaklardır. Ancak politik kanallarda bu hassasiyetin küresel veya yerel medya organları tarafından gösterilip gösterilmediği büyük bir soru işaretidir. Bu durum üniversiteler ve okullar için de geçerlidir. Doğru bilgilendirme ve aydınlatma sebebiyle ortaya çıkan kurumların değişkenlik göstermesi, içsel bir çelişki ve sorun ile karşı karşıyayız anlamına gelir.

 1996 ABD seçimlerine bakacak olursak, gündem konularının ekonomi merkezli olduğunu göreceğiz. ön seçimler. Medyanın ülkenin sorunlarını sunuş biçimindeki farklılıktı. Ön seçimlerin başladığı Aralık 1995’te ve Ocak 1996’da bambaşka bir seçim öncesi gündemi oluştu. Hatırlamak güç ama, 1995 yılı sonlarında basının en önemli bulduğu gündem maddesi bütçe dengesiydi. Ekonomik düzenlemeler yapılması, oy verenler için hayati bir dilek idi. Hükümet her geçen gün bütçede yeni kesintilere gidiyordu, her iki siyasi partinin de gündeminde bütçe dengesi vardı ve basında Amerikalı seçmenlerin bütçe dengesi için oy kullandığı, bunun bir gereklilik olduğu gibi şeyler zikrediliyordu. Ocak ve Şubat ayları geride kaldı. Bütçe dengesi tartışmaları bir anda kesiliverdi. Bu tarihten sonra ne adaylar, ne de basın bu konuyla ilgili tek söz etmedi. Demek oluyor k medya değişkenler gösterebiliyor, bazen sabit bazen değişken kalıyor. Seçimler ve medya ilgili bir analiz yapmadan önce  biraz medya hakkında düşünmek gerekir.

                                                                         1.Medyanın Gündemi (Son sözü söyleyen, aktarıcı) =X 
 2.Toplumun Gündemi (İyi veya Kötü yönde etkilenen) =F
     3.Politikacıların Gündemi (İyi veya Kötü yönde etkileyen) =Z

 

Özellikle seçim zamanı, konuşulanlar ve konuşulacakları kim belirler ? Yukarıdaki seçeneklere bakıldığında, bunun tek bir cevabının olmasının zor olduğunu fark ederiz. Medya, Toplum, Siyaset. Bu 3 etmen özellikle seçim sürecinde dans ederler veya kavga ederler. Farklı sistemlerde veya ülkelerde farklı ilişki modelleri vardır. Özellikle duyulan ve aşina olunan “Medya gerçekleri bilmemizi istemiyor!” sözü şunu da getirmelidir “Politikacılar gerçekleri bilmemizi istemiyor!”. Medyanın politikacıları yönlendirmesinin (uzun vadeli yönlendirme)  saçma olduğunu düşünürsek, o halde şunları diyebiliriz.

*X ile Z tehlikeli bir bağ sahip olabilir. (Karşılıklı çıkar ilişkisi oluşturma potansiyeli olan malzemeler) 

*X ve Z,F‘i etkileyen bir birleşimdir. (İyi veya kötü yönde, bilgi yönünden besleyen malzemeler)

*Z+F=X diyebiliriz. (Gündemi oluşturması için gerekli malzemeler)

F duygusal bağını X ile kurar. Buna rağmen bilgi için X ile beslenir. F buna mahkumdur çünkü Xin ana görevi zaten budur.
F, isyan ederse, Z çaresiz kalır. Toparlama işi X’e düşer, eğer ilk şartta belirtilen ilişki, kötü yönde ise X, Z‘yi kurtarmak için işleri toparlayabilir. (Buradanda en önemli gücün F olduğunu, F’in yörüngesinde döndüklerini gösterir, fakat bu zayıf oldukları anlamına gelmez.)

 O halde F, X ve Zye karşı, özellikle dikkat etmelidir, gardını almalıdır. X, gündemi sağlıklı şekilde aktarmak ve yönetmekle görevli olandır, normal şartlarda onu Z ve X etkiler. Fakat bazen bunun böyle olmadığını, kendi gündemlerini kendilerinin çeşitli amaçlar uğruna yarattığını görebiliyoruz, dolayısıyla X içsel çelişki haline girdiğinde, samimiyetini kaybeder ve F ile bağ kopar. Tek müttefiki Z kalır. Eğer Z aynı şekilde kötü niyetli ve samimiyetsiz ise çok kötü bir birliktelikle karşı karşıya kalırız. Bundan kötü yönde etkilenecek olan F olacaktır. F kendini doğru konumlandırmalıdır, çünkü burada kendine en çok düşman yaratabilecek.

Normalde ise, X ve Z kendi halinde ve çıkar ilişkisi olmadan, F‘i iyi yönde besleyecek şekilde davranmaları gerekir. Özellikle ABD’de bu etmenlerin düzensiz, sert ve yer yer şeffalıktan uzak hareket ettiğini bilmek gerekir. Seçim sürecinde de, öyle mi olmuş göreceğiz.

Bunlarla beraber, medya sadece haber kaynağı değildir elbette. Sadece siyasete dair bilgi sağlayan bir araç olmaktan çıkmış, değişkenliğe ayak uydurmuştur. Ancak ne olursa olsun, haber alma, izleyici veya dinleyici tarafından hiç bir doğrulama veya üzerine düşünme işlemini gerçekleştirmeden gerçekleşen bir alış ise, istenmeyen sonuçlar doğurabilir. Fikri eylemsizlik, doğrudan kabullenme, kitlelere yayılan bulaşıcı bir hastalık olursa tehlike çanları çalmaya başlar. Şüphesiz tehlikeli bir araçta olabilir, olmuştur. Çok klasik ve komik örneklerden olan Welles Olayı masum bir karşılaştırma olsa bile yerinde bir örnek olacaktır.

 1938’de yönetmen Orson Welles, radyoda, H. G. Wells’in Dünyalar Savaşı adlı romanın Marslıların dünyayı işgale başlamasıyla ilgili aksiyon dolu bölümünü haber tarzında okumuştu. Yani sanki radyo yayın saatinde canlı olarak işgal tarif ediliyor, halk uyarılıyor gibi. Haberin duyulmasıyla birlikte panik havası yaşanırken Welles daha sonra bir basın açıklaması ile özür dilemek zorunda kalmıştı (Birsen 2011, s.21). Welles aynı metni haber tarzında değil de “Bu bir roman, kurmaca eserdir” diyerek okusaydı sonuçları böyle olmazdı.

Bunun sonucunda da ilginç şeyler olmaya başlamıştır. Belirli yerlere kaçanlar olmuş, kiliselere sığınılmış, intihara kalkışanlar olmuştur. Halk, uzaylıların ilk indikleri yer olduğu açıklanan New Jersey’den kaçmak için yolları arabalarla doldurmuş, otobüs terminalleri ve taksi duraklarına yönelmiştir. Programı sonuna kadar bekleyenler bunun bir radyo tiyatrosu olduğunu anlayarak rahatlamışlartır. Bununla birlikte, Marslıları gerçekten gördüklerini iddia eden insanlarda ortaya çıkmış. Bilindiği gibi o bölgelerde dünya dışı varlıklara düşkün insan toplulukları çok yaygındı. Aynı şekilde 19.yy’da bu tür fikir akımları dinlerden rol çalmaya çalışan, manevi tabanlı düşünceler mevcuttu.
 
Olayla ilgili o dönem çıkmış bir haber.

 
 
The New York Times gazetesinin manşetlerinde.
 CBS stüdyolarında her şey yolunda gidiyordu çünkü yaptıklarının o an için farkında değillerdi. Bir kitle iletişim aracı, büyük bir kaos yaratma ve kitleleri yanlış yönlendirme gücünü yanlışlıkla da olsa kanıtlamıştı. Radyo’ya yağan telefonlar, arayıp bilgi almak isteyenler, olanları doğrulamak isteyenler olmuştu. Orson Welles’i genç yaşta üne kavuşturan, Amerika’yı paniğe uğratan bu radyo tiyatrosu ertesi gün gazetelerin manşetlerinde yer aldı. Orson Welles, sorumsuz bir yayıncı gibi görüldü, bazıları işini yaptığını düşündü. Ne olursa olsun sıkça kullanılan bu örnek, gayet tehlikeli olabilecek bazı durumların bir simülasyonu olarakta görülmelidir. Burada bilgiyi işlemeden alanlar ile soğukkanlılar arasındaki farkını ortaya çıkardıkları bir olayı görebilmekteyiz. Ayrıca Dünya dışı varlıklara kuvvetli inancı olan kesimin böyle bir duruma inanmaya yatkın olduklarından, radyodan gelen bilgilerle ne kadar heyecanlandıklarını tahmin etmek zor değil.

2016 Seçim Süreci, Kutuplaşma ve Medya

 
 
Donald Trump ’80s, New York

 

 
“ Ben sizinleyim, sizin için savaşacağım ve sizin için kazanacağım .” Donald J.Trump
 
  Donald Trump, polemiği seven ve çizgi dışı bir siyasetçi olarak Cumhuriyetçi Parti’nin başkanlık seçimindeki adayı oldu ve seçimi kazandı. Milyarder iş adamı daha aday adaylığı yarışına başlarken, kazananın kendisi olacağından emin konuşuyordu. Ancak son haftalarda medyanında kendisini yıpratmasıyla fikri biraz değişmişti. Açıklamaları azalmış ve biraz umutsuz bir hava taşıdığından dolayı, kendisine muhalif yayın organları tarafından “yenilgi kabullendi” gibi yakıştırmalarda yapılmış idi. Bunun nedeni, seçim yaklaşırken yayınlanan anketler ve medyanın verdiği hava yüzünden rakibi olan Hillary Clinton bir zafer kazanmış gibi gözükmesiydi. Formaliteden bir seçime dönmüş, uluslararası ajanslar ve televizyonlarda seçimin kazananı belliymiş gibi yayın yaptıkları gözlemlenebilir olmuştu. Böyle olunca o bir iki haftalık süreçte enerjisinin düştüğünü, konuşmalarından anlayabiliriz.
 

 
Cumhuriyetçilerin ağır topları, siyasette tecrübesi olmasa bile Donald Trump’ın bir yıl önce ilk kez aday adaylığını açıkladığında onu çok ciddiye almadılar fakat zaman ilerledikçe ve başarı kazanmaya başlanınca konuşulur ve ciddiye alınır oldu.
Ben başkanlık seçimlerinde yarışmak için resmen adayım. Ülkemizi hep birlikte daha güçlü bir duruma getireceğiz .” diyerek kendi binasında adaylığını ilan etti.
 
Kameralar karşısında büyük bir güvenle konuştu, ön seçimlerde rakiplerine açık fark atarken, beyaz ve kendini dışlanmış hisseden çalışanların bir anda ilgi odağı olmayı başardı. Ancak onun Müslüman ve Latin Amerikalılara yönelik saldırgan demeçleri ve diğer agresif politikaları ise Cumhuriyetçi senatörlerin bir bölümünün partiden uzaklaşmasına yol açtı.

 
“Meksika buraya insanlarını gönderirken, en iyilerini göndermiyor. Onlar buraya uyuşturucu ve suç taşıyor. Onlar tecavüzcü. Onlar buralara Güney ve Latin Amerika hatta Ortadoğu’dan geliyor. Ben ülkenin güneyine büyük bir duvar inşa edeceğim ve bunun parasını Meksika’nın ödemesini sağlayacağım.” gibi demeçler verdi, 
 
 Birçok sancılı süreçten geçildi ve karşılıklı hilelere başvuruldu. Hillary Clinton özellikle onun bürokratik tecrübesizliğine vurgu yaptı ve ülkenin bir şirket olmadığını hatırlattı. Donald Trump ise onu geçmişinden vurmaya çalıştı. 

Yine yazılı medyanın yerini alan sosyal medya sayesinde bunların bir çoğundan haberdarsınızdır zaten. Sonuç olarak 45. Başkan olarak seçilen bir kişi, bütün ülkelerin merceğine otomatik olarak girer. İster destekleyin, ister desteklemeyin, ister dalga geçin veya umursamayın, bu kişi dünyadaki birçok dengeyi bozabilecek veya düzeltebilecek güçte ve bu güç MarsOne yolcuları dahil hemen hemen bütün insanları farklı alanlarda etkileyebilecek güçtedir. Tarih, bunları yapacaklarını derin bir şekilde kaydedecektir. Ama ilk önce toplumun ona nasıl baktığını üzerinde duralım.

Genelde Avrupa ve diğer kıta vatandaşları, bulundukları ülkenin medyası ya da bilgi olarak aldığı tek tarafları beslenmeler yüzünden farklı şekilde tanımlama yapıyor. Kimileri komedi figüranı gibi, kimleri faşist sert biri, kimileri de vatansever normal bir kişilik olarak görmekte. Fark edileceği gibi bu tanımlamalar birbirleriyle pek uyuşmayan tanımlamalardır. Öncelikle ABD dışındaki ülkelerden olanların genelde Donald Trump’ı  komedi figürü olarak görmesi üzerine durmak gerekir. Seçimlerin son gününde adayların bilgilerine bakıp, geçmişinden bir haber olduğu bir ülkenin seçimi hakkında yorum yapmak sağlıksız olacaktır. Bunun ana nedenleri yerel medyalarının sadece belirli ve komik aktarımlar yapması (örneğin magazinsel haberlerin ön plana çıkması) diye sıralanabilir. Genelde ABD vatandaşı olmayıp, Donald Trump ile dalga geçenlerin ya da sempati besleyenlerin büyük bir bölümü bunu bilinçli bir şekilde yapmıyor. Çünkü bu kişiler yerel medya organlarından, yani ABD merkezli ana akım medyadan seçtikleri belirli kaynaklardan veya magazinsel olarak beslenmektedirler. Fakat ABD medyasının hedef kitlesi öncelikli olarak onlar olmadığı ve onlarında yerel medyadan beslemesi sebebiyle etki açısından fazla bir değeri görülmemektedir.

Medya tarafından taraflı beslenenler, genelde yanlış çıkarım yapma durumuna düşerler. Kolaycı bir tutum, her zaman siyasi liderlerin arzu edebileceği bir özellik olmuştur. Bir seçmenin düşünürken kolaycı, pragmatist ve hızlı davranması bir politikacı için vazgeçilmezdir bir durum olabilir. Zira sahte ve çarpık haberlerin son dönemde kol gezdiği günlerde, özellikle Amerikan toplumunun bilgiyi iki kez kontrol etmesi gerekebilir. İşte bu kolaycılık, medyanın toplumu bilgi açısından beslerken toplumun kaçınması gereken bir eylemdir.

Sarsıntılı ve hile dolu hamlelerin görüldüğü bir seçim sürecinin ardından “ana akım medya” tarafından şüpheli gösterilen bir zafer alındı. Birçok analist, tarihçi, gazeteci ve gözlemci böyle bir sonuç beklemiyordu ve bunu net olarak itiraf etmişlerdi. Donald Trump’ı yeni tanıyanlar, yıllardır takip etmeyen Avrupa ve başka vatandaşları için sıradan bir seçim ve başkan gibi durmamaktadır. Fakat Amerikan toplumu açısında bakarsak doğal olarak tam tersi bir tablo ortaya çıkar. Onlar için bile “olağan” bir lider olmasa bile, kendi ülkelerinde gayet tanınmış ve hakkında bilgi birikimine sahip oldukları bir kişidir. Bunun nedenleri belirli dönemlerde TV’de boy göstermesi, sahip olduğu şirketler ve popülerliğinin (dergilerde, gazetelerde boy göstermesi) yüksek olmasıdır.

Birçok uzman, yanlış bilgi yayımının özellikle bu seçimde, toplumun iradesinin zayıflığına ve duyarsızlığına bağlıyor. Dolayısıyla Amerikan toplumunun basınla ilişkisi bir diğer incelenmesi gereken konudur. Genelde basına güven oranı insanlarda çok yüksektir ve bu konuda sorun yoktur denemez. Ancak bu durum ülkeden ülkeye değişebilen bir istatistik olacaktır. Dünyanın hemen hemen her yerinde medyaya karşı azda olsa güvensizlik mutlaka gözlemlenir. Gelişmiş veya gelişmemiş ülkelerin hepsinde gözlenebilir olan bu durum, özellikle seçimleri doğrudan ilgilendirmektedir.

4.Kuvvet, demokratik haklarını kullanacak olan  seçmenleri doğru ve yeterli bilgi ile besleme görevini düzgün bir şekilde yerine getirebilir olmalıdır. Aynı şekilde seçmen olarak alınan tavırda önemlidir. Seçmenin basını nasıl kullandığı ve ön yargılarına da bağlı bir durumdur. Seçimler esnasında ana akım medyanın içinden, iki büyük kanala bakıldığında, gelişmiş ülkelerden olan ABD’de aynı sorun ile uğraşmaktadır. Bu yüzyılda yabancı olmadığımız bir vaka olan “taraflı habercilik” denilen şeyin hemen hemen bütün güçlü ülkelerde var olduğuna ve dönen paranın büyüklüğüne göre bu işin dozunun arttığını bir kenara koymak gerekiyor.

Muhafazakarların ve liberallerin kanalı olarak bilinen CNN ve FOX Televizyonu genelde olduğundan biraz daha fazla çizgiyi kaçırdı ve bu seçim sürecinde kendilerinin hangi tarafta olduğunu, daha öncesine göre daha çok ve net bir şekilde gösterdiler. Eski toprak gazeteciler, özellikle CNN, The New York Times,The Washington Post, MSNBC ve yabancı basından The Guardian, The Times, özellikle New York PostNewsmax ve Fox gibi Trump destekçilerini yıpratma işini gayet ustaca yaptılar. Özellikle seçim döneminde, Fox kanalının yayınlardan alıntı yaparak kanala ve muhabirlerine yüklenen CNN, ciddi bir saldırı gerçekleştirdi ve bu tabii ki tek taraflı olmadı.  Bu medya kavgasını takip ederken, birbirleriyle uğraşmaktan seçmenlerin doğru bilgiye ulaşması konusunda kolaylaştırıcı olmaktan uzak kaldılar . Amerikalı siyaset bilimciler ve usta gazeteciler demeçlerinde ve kanallarda basının adaylara baskısının seçimlere gerektiğinden fazla arttığını ve daha öncekilere göre çok fazla olduğunu düşünüyorlar.

Bun duruma sebebiyet veren sadece tek bir nedenden bahsetmek oldukça zor olacaktır. Ancak en önemli nedenlerinden biri, kuşkusuz sosyal medya ve bilgiyi tepsiyle isteyen kimselerin buna izin vermesidir. Adeta “fikri üşengeçlik” yapan toplum, sadece kendilerine yakın kanalları izleyerek onlara milyonlarca dolar kazandırmış olmakla kalmadılar, yaptıklarını gözden geçirmeleri içinde ellerine bir neden vermemiş oldular. ABD ve Dünya tarihinde gerçekleşen daha önceki seçimlerin hepsi böyle bir “bilgi çağı” olarak nitelendirilen dönem içerisinde gerçekleşmedi ancak bunun olumlu sonuçlarının ne kadar olduğu tartışmalıdır.

Her iki cephede, her iki aday hakkında bütün kötü haberler ve eleştiriler ön plana taşındı. Spekülatif konular kamuoyunda tartışmaya açıldı. Birbirlerinin arka bahçelerini karıştırdı, bütün pisliklerini döktü ve hassas alanlarına daldılar. Bunlara rağmen seçmen ve gözlemciler için bu durum, seçim sürecini takip ederken fırsata dönüştürülebilir bir durumdur. Bunun nedeni adaylar hakkında kötü ve iyi şeylerin dökülüşünü takip ederken görülebildi ki, bu dökümler tek bir çatı altında görüntülenmeye başlandığı zaman bu havuzun içinde analiz ve seçim yapmak daha kolay olabiliyor. Belki gözden kaçırılan bir şeyi, bir zayıf noktayı ya da daha önce görülmeyen bir bakış açısını görüyorsunuz.

Daha önce düşünemediğiniz bir açıyı, tek bir yayın organında ya da kanalda görmek zor olabilirdi. Çünkü ajandaları savunma ya da saldırma ağırlıklı olduklarında yeterli açıyı da vermeleri zorlaşmaktadır. Bu havuzu,sahte ve saptırıcı haberleri eleyecek kadar tecrübeli olanlar sağlıklı kullandılar ancak bunun bütün seçmen için geçerli olmadığı çok açıktır. Bu durumu genelde akademisyenler, analistler ve gazeteciler hep kullanmaktadır.

Dolayısıyla toplum için politikacılarla aralarında bir köprü, bir hat olabilecekken, reytinglerin başarılı bir seviyeye gelmesi, yüksek reklam gelirleri ile seçmen için hoşnutluk pazarları olmuştur. Tekelleşme yarışına girip, açı çeşitliliğini azaltmışlardır. Kendileri için belirledikleri hedef kitlelere, yani belirli kesimlere inandıkları ve istedikleri şekilde haber aktarıp onları rahatsız etmemek, seçim sürecini takip eden toplumu duymak istediklerini duyacağı kanalı bulmaya yöneltmiştir. Güvensizlik ortamı ise oluşan siyasi cephelerin ve medyanın bu cephelerde yer alan savaşının en arttığı dönemlerde hareketlenmiştir diyebiliriz.

 

 

Amerikan toplumunun genel olarak medya ile güveninin, tarafsızlığının ve adil oluşlarına ne kadar inandıkları. Yıllar geçtikçe olumsuz yönde bir gidişatın olduğu açık bir şekilde görülebiliyor. (Gallup)

 

Bu da partilere göre Rebublicans (Cumhuriyeçiler), Democrats (Demokratlar) güven oranları. (Gallup)

 

 Göründüğü üzere 2015 yılında ciddi bir değişim gözlemleniyor. Bu durum, siyasi savaş ortamından kaynaklanıyor. Medyanın Donald Trump’ın üzerine çok gitmesi (genellikle olumsuz şekilde) ve aynı oranda diğer adaylara gitmemesi, o zamanda da, şimdilerde de özellikle Cumhuriyetçi tabanı çok kızdırmış durumda. Bu taban, neredeyse karşıt oldukları medyayı kafasında canavar olarak canlandırıp boykot etmeye başlıyor. Aynı durumun aynı oranda ve şekilde olmasa bile liberal demokratlarda da görüldüğünü söylenebilir. Fakat buradan çıkarılabilecek tek şey bu değil. Burada yine toplumun subjektif bakış açısını ve tamamen duygusallıkla bulanmış fikirlerin yansımasını görebiliyoruz. Demokratların gayet iyi bir şekilde medyanın adaylara adil davranmadığı ve kendi istemedikleri adayı yıprattığını bildikleri halde, neden güvenlerini sürdürdükleri kendi görüşlerinin dominant olmasınından dolayı anlaşılabilir.

 Çünkü bu aslında bir “Medyaya güven” oylaması değil,”Duyduklarınız ne kadar hoşunuza gidiyor ?” oylaması. Kendi istedikleri yönde olduğu sürece, medyanın taraflı davranması sorun teşkil etmiyor gibi görünüyor.Tabii daha objektif yaklaşan bir kesim, muhakkak mevcuttur ve hep olacaktır, bütün seçmenler için böyle bir genelleme yapmak acımasızca olur.

 

PEW araştırma merkezinin toplum üzerinde yaptığı araştırmalar sonucunda elde ettiği bilgiler, bu bağlamda ilişkilendirilebilirler. Elde ettikleri sonuçlara göre dikkat çekici noktalar mevcut.

 

1- Cumhuriyetçilerin yüzde 48’i, Demokratlarınsa yüzde 37’si, kişisel aşağılamaların seçim yarışında normal olduğunu savunuyor. İki tarafta da oranların son altı ayda büyük artış gösterdiği görülüyor. Pew, aşağılamaya tahammülün görülmemiş düzeyde arttığı belirtiyor. (Aynı şekilde tahammülün arttığını ve bu anlamda bir yozlaşmanın olduğunu, bazı sınırların aşıldığını söyleyebiliriz. Başkan adaylarının tabanlarını coşturmak ve reyting almak için birbirlerine söylediği sert sözler bu anlamda örnek olabilirler.)
2- Seçmenlerin yüzde 56’sı, Trump’ın demokratik kurumlara saygı duymadığı kanısında. (Özellikle saldırgan açıklamaları bunun birinci faktörü olarak sayılabilir.)
3- Toplumdaki Müslümanlar, Latin Amerikalılar, siyahiler gibi pek çok dini ve etnik gruba Clinton’ın daha fazla saygı duyduğu düşünülüyor.

4- Clinton taraftarlarının yüzde 58’i, Trump’ı destekleyenlere ‘saygı duymakta zorlanıyor’. Trump’çılar içinse bu oran yüzde 40.

Bu veriler yer alıyor.

 

Medya organlarına ve yayın politikalarına gelecek olursak, yine basın organlarının kuruluş felsefelerinden çıkarak zaman zaman içsel çelişkeye girdiklerini görebiliriz. Televizyon yayınlarda, yaptıkları taraflı yayınlar, seçmen için sağlıklı olmaktan çok uzaktır. Yalan ya da yanlış bilgi içeren haberleri derlediklerini söylemek ağır bir itham olsa bile, bu durum taraflı olmadıkları anlamına gelmez. Belirli açılardan sunulan bir haber yanlış olmayabilir ancak taraflı bir yönlendirme amacı taşıyor olabillir.  Donald Trump, özellikle seçim haftası ve seçimi kazandıktan sonra medya hakkında “Bu yalancı medya, birbiri ardına yalan haber yapıyor. Varmış gibi göstermelerine rağmen kaynakları yok. Çoğunu uyduruyorlar. Onlar yozlaşmış sistemin bir parçası” gibi benzer açıklamalar yapmaktan çekinmemiştir. 

 

 

ANA AKIM MEDYANIN TARAFLI TUTUMLARI

 

Özellikle yüksek bütçeli ve izlenme oranları çok yüksek olan kanalların bu sağlıksız durumun sorumlusu olduklarını görebiliyoruz. CNN, MSNBC ve Fox bu duruma başlıca örneklerdir. Örneğin CNN, Trump karşıtı iddiaları gündemin tutup, haber vakitlerinde yapımcılar tarafından düzenlenen yüksek dakikalar ile bu iddiaları vurgulamıştır. Yani Trump aleyhine sunulacak olumsuz bir iddia, gerektiğinden ya da olumlu bir iddiadan daha fazla vakit almıştır. Canlı yayınlarına çıkardıkları konuklar çoğunlukla Hillary Clinton yanlısı olmakla kalmayıp, Donald Trump cephesine eleştiriler yaptığı görülmüştür.  Ayrıca sunucuları ve muhabirleri dahil bu eylemleri yapmışlar ve iki başkan adayı hakkında “onun başkan olmasını düşünemiyorum” gibi açık bir şekilde taraflı yorumlar yapmışlardır ve yapmaktadırlar.

 
 
Görülebilecek onlarca örnek mevcuttur. Bu televizyon şirketleri onlarca ve hepside belirli cephelere yığılmış vaziyette yayın yapmakta olan kanallardır. Politik ayrımı somut olarak görebilme fırsatını kanalların yayınladığı demeçler, kendi bünyelerinde bulundurduğu gazetecilerin kim oldukları, kanal sahipleri ve kanalların günlük yayınlarından yakalayabiliriz.
 Seçim bittikten ve kazanan belli olduktan sonra yukarıda bahsettiğim kanalların sonuca tepkisine bir göz atalım.



“Bu arada uyanıksınız ! Çok berbat bir rüya görmüyorsunuz, üstelik ölüde değilsiniz cehennemde falanda, bu sizin hayatınız artık, bu artık bizim seçimimiz, bu biziz, bu bizim ülkemiz, bu gerçek”


Fox Televizyonuna yansıya heyecan.


Ne dediği anlaşılmasa bile yaşadıkları heyecan görülebiliyor.

 “Donald Trump gördüğümüz en gerçek dışı seçimi kazanıyor. Birçok aday arasından imkansız bir çıkış yaptı ve artık bu gerçek. Her zaman bir “kazanan” olduğunu söyledi. Artık an itibariyle destekçileri diyor ki Washington (Yani Obama yönetimi) çalışmıyordu, onu masadan atmak istediler ve farklı bir şey yapmak istediler.” 

 

 “CNN şu anda şunu söyleyebilir Hillary Clinton şu an onun kazandığını belirtiyor, kendisini başkan olmayacak, / Hillary Clinton onun başkan olacağına inanıyor artık. Onu tebrik etmek için aradı.” diye devam ediyor.

 Burada ilginç olan kazanan başkana değil, kaybeden adayın gözünden açıklama yapmaları ve kazanandan çok kaybedenin ismi zikrediliyor. Kameranın arkasından kendilerine silah tutuluyormuş gibi surat ifadelerine sahip sunucular yine bunun bir yansıması.


Yukarıdaki gibi örnekler verilebilir ve arttırılabilir. Bunlar çok açık gerçekler ve zaten orada toplum tarafından bilinen görülen gerçeklerdir.  Canlı yayın sırasında Trump destekçilerinin CNN ile çokça dalga geçtiklerini, seçim sonrasında da hala geçtiklerini görmek mümkündür.

Bütün bunlara karşın başkanın kayıtsız kalmadığını söylemeliyiz. Başkan, her basın toplantısında ve başka fırsatlar buldukça medyayı aleyhine yalan haber yapmakla ve tarafsız olmamakla eleştiriyor. Bu tavrını da kapalı bir şekilde gerçekleştirmiyor. Bunu tabii ki çıplak gözle görmek oldukça mümkün, herhangi bir vasıf sahibi olmak gerekmiyor bile, çok açık bir durum.

Bu durumun tespit edildiği kurumsal bir raporlar çok sayıda mevcuttur. Örneğin AGİT’in özellikle başkanlık seçimleri üzerine hazırladığı raporda, medya üzerine derlenen bilgilerin bahsettiğimiz noktaları vurguladığını görebiliriz.

Örneğin medya hakkındaki genel bir açı aktarırken, her geçen gün medyanın kutuplaştığından bahsediyor, yukarıda gördüğümüz kanalların seçim sürecini domine ettiğini, o kanalların ön plana çıktığını aktarıyor. Bunun geleneksel olduğunu ve neredeyse bir düzine olan bu kanalların domine edişine rağmen, yukarıdaki gördüğümüz binin üzerinde yayıncının olduğunu da unutmamak gerekiyor. Yani kısaca, bu kanallar domine ediyor fakat mevcut kanalların çeşitsizliğiyle alakası yok, birçok kanal mevcut olduğunu hatırlatıyorlar. Ayrıca medya sosyal medyanın önemin arttığından ve orta ve genç yaşta ki kesimin bu alana doğru yöneldiğinide belirtiyor.

 

Bir diğer tespitleride, New York Times ve USA Today gibilerinin taraflı yaklaşım sergiledikleri ve yaklaşımın Trump Kampanyasına karşı negatif yönde olduğu. Ayrıca blogların, sosyal medya kanallarının ve sitelerinin Trumpa karşı çarpık, kaynağı belli olmayan saptırıcı haber yaptıklarını tespit etmişler.

Aynı şekilde Fox News hakkında da bir ifade var, zira bundan bahsetmeseydi eksik ve taraflı bir rapor olurdu. Trump destekçisi kanallardan örnek verirken özellikle Fox News burada örnek olarak gösteriliyor ve onların Hillary’nin kampanyasına karşı ön yargılı ve taraflı oldukları vurgulanmış. Fox, partizan yaklaşımlı olarak tanımlanmakta.

Süreçte Yer Alan Sert ve İddialı Yayınlar, Suçlamalar

 

 

The FAKE NEWS media (failing @nytimes@NBCNews@ABC@CBS@CNN) is not my enemy, it is the enemy of the American People!

— Donald J. Trump (@realDonaldTrump) 17 Şubat 2017

Başkanın attığı bu twette dikkat çeken bir şey var. “Sahte haberciler benim değil Amerikan toplumunun düşmanıdır diyor.” Aynı şekilde basın toplantılarına bazı gazetelerin ve kanalların elemanlarının girmesinide yasaklamış olması,bir diğer çarpıcı olaydır. Eğer unuttuysanız, bu hedef gösterdiği medya kuruluşlarının bölgenin en güçlü, popüler ve köklü yayıncılardan olduklarını hatırlatmak gerekir. Aynı zamanda hedef gösterdiği kurumlardan bazıları da yukarıda örneklerde gördüğümüz kuruluşlardan.

Donald Trump genelde bu kuruluşlara tepkisini kendi ağızından veriyor ve bu onu agresif gösterip eleştiri oklarının önüne atıyor. Bu eğer bilinçli bir politika değil ise bir hata veya umursamızlık olarak nitelendirilmelidir. Çünkü bu tür karşı-metinlerin Başkanın danışmaların, genel sekreteri en kötü bakanlardan birinin yapması gerekirdi. Genelde  verilen demeçlerde sertliğin, siyasi mevkinin düştükçe arttığı görülür. Örneğin bir danışmanın veya bir sözcünün bir ülke hakkında skandal ifadeler kullanması kesin bir savaş sebebi değildir ve bir istifa ve kınama ile tatsızlık giderilebilir. Fakat bir Savunma Bakanının yapması dahada büyük problemdir. Başkanın yapması ise geri dönüşü zor bir durumdur. Yani başkanın kelimelerini doğru seçmesi ya da en üstteki yönetici her kimse (CEO’da olabilir), daha temkinli ve soğukkanlı olmalıdır. Zaten bugüne kadar hep böyle olmuştur. Yıllardır güçlü ülkelerin sözcüleri atışırlar fakat bu mevcut politikaya yön vermez, sadece kamuoyunu şekillendirmek için yapılan işlerdir. Fakat mevcut başkanda bunu görebilmek oldukça güç çünkü daha ilk haftalarında, önüne geleni topa tutuyor ve çok sert demeçler veriyor, medyanın tavrının değişmesini bile beklemiyor. Ne kadar Trump karşıtları sürekli medyayı vurmasını “güçsüzlük ve çaresizlik” olarak yorumlasa da, bunu kazandığı seçmen kitlesini ve popülerliğini sıcak tutmak, “medyanın istenmeyen başkanı” rolüne bürünmek içinde yaptığını söylebiliriz. Bir Florida konuşmasında eski ve güçlü başkanlarında medyayla hep mücadele ettiğini atıfını yapması buna örnek olarak gösterilebilir.

 

TRUMP: “Medyanın bize ne yapmamız gerektiğini söylemesine izin vermeyeceğiz”

Bu da ilginç bir bakış açısıdır. Çünkü yıllarca mevcut hükümetlerin medyayı kontrol altına aldığını, yönlendirdiği görülmüştür ve toplumun kafasındaki klasik yargıda budur. Hele ki bir Amerikan Başkanının böyle bir açıklama yapması bu açıdan manidardır. Bütün bunlar meydana gelirken, herkes bu sisin içinde verilerinin netliği ile kimin haklı olduğu konusunda tartışıyor, seçimini yapıyor. Medyanın, haberleri çıkarırken attığı adımlar sistemli ve gözle görülür, özellikle Trump karşıtı cephe tam bir birlik dövüşü gerçekleştirdi, hala daha devam etmekte.

Başkanın aleyhine çalışırken bunları kullandıkları gözlemlenebilir.

1.Başkanın seçim süreci boyunca yaptığı çelişkili açıklamaları yakalayıp,bu açıklamaları büyüterek baskı kurması.( Örnekle anlatmak gerekirse, bir çocuk eline ufak bir yara açar, ağlamaz fakat etrafına insanlar ve yakınları gelip onunla ilgilenirse genelde ağlar, olanı büyütür gibi bir örnek verebiliriz. Burada bebek figürünü toplumla özdeşleştirebiliriz.)

2.İş adamı olduğu için, çoğu iş adamında olduğu gibi geçmişinde toplumun görmesini istemeyeceği şeylerin ortaya çıkarılması ve bunun yüksek sesle servis edilmesi.


3.Sert açıklamalarını kullanarak “Faşist” görünümü vermek istemesi.


4.İstihbarat teşkilatlarının içinde medyaya bilgi sızdıran grup ve kişilerin olması ve bunların yer yer organize hareket etmesi. (Çoğu Obama döneminde atanmış ve pozisyon almış kişiler)


5.Politikacı olmaması, açıklamalarında esneklik göstermiyor olması, gösterdiği esnekliğinde çelişkili gibi gözükmesi.(Bu onun kendi hatasıdır ve medyayı yalnız bunun üzerine gittikleri için suçlamak anlamsız olacaktır.)


6.Ailesi. Açık ararken özellikle ailesine çalışmaları gayet doğal çünkü çokta sıradan bir aile yapısı olduğu söylenemez. Birçok evlilik yapmış ve bu evlilikleri yürütememiş ve bu ortamda büyüyen hırslı ve mutsuz çocuklar var. Ailesini özellikle kollamak zorunda çünkü en ufak bir skandalda pireyi deve yapıp baskı kurmaya kalkacaklardır.

TRUMP: “Bu süreç tamamen hileli. Bu yalanlar medya tarafından yayılıyor. Tanık yok, arka plan yok hiç bir şey yok. Önüme hiç tanımadığım insanları koyuyorlar, tamamen fabrikasyon ve yalan. Belkide para alıyorlar, kim bilir ?…….”


Bu cümleler, seçim sürecindeki bir konuşmasında parça, o zamandan beri gelen bir isyanın olduğunu gösteriyor. Gerçekten de dediği gibi bir süreç olduğunu söylemek çok uç bir söylem olmaz. Burada yakında şeylerden biri, siyasi eleştiriler değil, medyanın önüne kendini atan ve onu doğrudan suçlayacak haberlerin oluşumuna katkı sağlayan “sıradan” kişiler. Örnek vermek gerekirse bazı kadınlar birden medyada ortaya çıkıyor ve taciz edildiğini iddiaa ediyorlar. Kanıtlanmış bir dosya veya dava olmadığı halde, belirli medya kuruluşları bu haberleri yoğun bir şekilde servis ettiler. Özellikle Fox’a baktığınızda bu haberlere yer verdiklerini,fakat yine savunma odaklı yayın yaptıklarını görebilirsiniz. Tacizin kanıtsız olduğu ve bütün bunların nasıl ortaya çıktığını konuşuyorlar. Fakat diğer yayıncılar bu konuda daha agresif ve istekli oldular. Bu taciz skandalları seçim sürecinde ki iki ana skandal “Clinton Cephesindeki Mail Skandalları” ile birlikte seçim sürecini yönlendiren etkenler oldular. Seçmenlerin röportajlarda ve tartışma ortamlarında, anketlerde taraflarının birbiri ile skandallarını sopa yaparak atıştıklarını görebiliyoruz. Burada sorulması gereken bazı sorular şunlardır:

1. Neden dava yoluyla bu suçlamalar yapılmadı ?

2. İddia edilen suçlar, neden seçime haftalar kala gündeme geldi? Donald Trump seçimle popülerlik kazanmış biri değildi.Bu demek oluyor ki medya her halukarda bu olayla ilgilenirdi.(İlgilenmeside gerekmez, bir suç varsa mağdur sadece hakkını aramak için harekete geçemez mi?) Neden adaylığını koyduğu gün bu “mağdur”lar “Hayır bu adamı başkan yapamazsınız bu böyle biri” diye uyarmadılar ve hepsinin mi (5’ten fazla sözde mağdur mevcut) seçime haftalar kala bunu açıklama ihtiyacı duydular ?

3. Medya kuruluşları hukuki dayanak olmadığı halde bu haberleri niye yüksek sesle servis ettiler ?

 

İddiaları detaylandırıp, uzun uzun anlattılar ve aksi ihtimaller hakkında yorum yapılmadı.

 

Yine FOX: Trump lehine açıklamalar yapılarak, iddiaları yumuşatmaya çalıştılar. İddiaların çıktığı gün, CNN ve Fox manşetlerine baktığınızda, FOX:”Trump Medyanın yeniden ona karşı organize şekilde saldırdığı”nı ön plana çıkarıyor. Yani idda makamının değil, savunma makamının gözünden bakıyor.

 


Trump destekçilerine CNN yer yer programına dahil etmiştir, taraflı habercilik derken 3.Dünya Ülkesi basını gibi düşünmemek gerekir. Daha ince ve soğuk kanlılıkla bu işi yaptılar. Fakat yinede CNN sunucularının Trump destekçilerine yer yer kızdığını, sözlerini sert bir şekilde kestiğini ve agresifleştiğini görebilirsiniz. Burada ki kesit ise, iddia makamının gözünden bakıyor, iki kadının tacize uğradını ön plana çıkarıyor. Yani buradaki olay

sürmanşetlerin karşılaştırılması gerektiğini gösteriyor.

Burada üzerinde durduğumuz şey iddiaların doğruluğundan ziyade, bunların seçimi etkileyecek şekilde kullanılmasıdır. Doğru veya yanlış olması, bu “skandalların” seçimde kullanıldığı gerçeğini değiştirmeyecektir. Yakında takip edenlerde iyi bilirler, yukarıdaki resimde “Live” yazısının üstünde de görüldüğü gibi bizim pek aşina olmadığımız bir kavram olan “Debate” programları yani iki başkan adayının milyonlarca izleyicinin önünde seçimin son haftalarında tartışması, fikirlerini sunması son derece kritiktir ve seçmeni direkt olarak etkileyecek hassas bir söz dövüşüdür ve burada bu tarz skandallar özellikle kullanılır.

Yine PEW‘in araştırmasına bakarsak, bu alıntıdaki tarafların kullandığı başlıca medya organlarını artık tahmin etmek zor değil.

İlk tercihlerini, kendi fikirlerini destekleyecek haberler yapan kanallardan yapmaları tabii ki tesadüf değil. Özellikle Cumhuriyetçi kesimin Lokal Televizyon yani bölgesel, bulundukları eyaletlerinde bünyesindeki, sadece adını bulundukları bölgede büyük bir kaza ya da olay olduğunda canlı yayın yaptığında duyabileceğiniz küçük televizyonları tercih etmeleri de önemli bir veridir. Çünkü bilindiği üzere bu tercihi yapanlar kırsal ve kapalı kesimden insanlar ve bu da bir yansıması.

 Genelde “3.Dünya Ülkeleri” ya da “3.Lig” diye adlandırılan ülkelerde de bu keskin ayrışmaları, tutsak medya organlarını ve halkı kışkırtan yayınlar yapılmasını gözlemleyebiliriz. Öyle yerlerde yeterli denetim ve teşkilatlanma olmadığı için bu tarz kutuplaşmalar şiddete dönüşüyor daha sonra bu şiddet “şekillenebilir etki mekanizmalarına” dönüşüyor. Yani sistem kendi canavarını yaratıyor. Toplum ülke için kendini ortaya koyuyor, fakat hedef yine toplum, birbirleri. Gelişmiş ülkelerde genelde bu şekillendirmeler önlenir, hükümetlere risk oluşturucak sınırları geçilmesi zordur.

ABD seçmenlerine ait bazı görüntüler.

d.Sürece Etki eden Siber Saldırılar

Skandalın içeriğine yüzeysel olarak ele alırsak, birçok önemli nokta göreceğiz. Büyük oranda sosyal medya ve kamuoyu tarafından en çok incelenen ve ön plana çıkartılan Trump’ın skandalları oldu.Tabii bütün açıklar Trump tarafından verilmedi, skandalların insanı olan bir tek o değil. Demokratlarda kenarda oturan temiz çocuk değiller. “Clinton Campain” için zorluk çıkaran skandallardan bir tanesi, kampanya yöneticisi olan ve partide önemli bir isim olan John Podesta’nın
e-mail hesabı “Fishing” denen yemleme tekniğiyle ele geçirilmesi oldu. DNC  (Demokrat Parti) sunucuları ve Hillary Clinton, farklı zamanlarda (2015,2016) sistemli bir saldırı altında kaldı. Özellikle bu geçirilen dökümanlar, bazı istenmeyen şeylerin ortaya çıkmasını sağladı. Tek bir “saldırı merkezi” tespit edilmediği, farklı gruplardan fakat aynı destekçilerden oluşan bir sızma ve saldırı operasyonu olduğu düşünülmekte. Amerikalı federal yetkililer ve partinin tuttuğu güvenlik şirketleri, örneğin CrowdStrike gibi büyük siber güvenlik kurumları da bu sürece aydınlatma anlamında katkı sağlamaya çalışıyor.

Ulusal Güvenlik Departmanı, saldırıların hedefinin sadece seçim kurumları veya partiler değil, aynı zamanda üniversiteler, düşünce kuruluşları ve kritik altyapı kurumlarına yapıldığını düşünmekte.

 

Ele geçirdikleri klasörlere örnekler

Saldırılar zaman olarak bakıldığında aynı yıl olmamıştır ve başlangıç olarak saldırdıkları Hillary Clinton’ın bilgilerinin çalınmasının tek bir kişi tarafından yapıldığının gözükmesinden sonraya çok ses getirmemiştir. Marcel diye birinin, Guccifer rumuzu ile Hillary’i hacklemesinden sonra, birde partisinin saldırı altına girmesi sistemli bir saldırının işareti olabileceğini akla getirdi. Bu yalnız kurt gibi görülen kişilerin gerçektende yalnız olmadıklarına dahil bulgular bulundu.

Guccifer olayından bahsetmemiz konu dışı değil, aksine isabetli olacaktır çünkü Demokrat Parti’ye yapılan saldırının devam niteliğinde olduğu siyasiler tarafından dillendirilmiştir. Guccifer, internet kimliğini gizlemek için  Fransız bir IP adresinden (95.130.54.34) işlem yaptığı fark edilmiştir. Ancak bu servis sağlayıcının yine Rus tabanlı olması, yani saptırıcının kaynağını Ruslara ait olması, soru işareti yaratan bir faktördür. Aynı şekilde, Demokrat Partiye yapılan saldırılarda, aynı yöntemler benzerlikler görürüz. FBI tarafından tespit edilen 6 IP adresi özellikle dikkat çekicidir çünkü bu adresler yine Rusların sahip olduğu barındırma servislerine bağladılır. Aynı zamanda saldırı tipleri ve kullandıkları yolların ATP ile anılan diğer saldırılarla benzer olması önemlidir. Bunlardan bir tanesinin (5.149.249.172), daha önce başka bir kaç hükümete yapılan saldırıdan sorumluğu olduğu, tespit edilmiştir. Onlardan bir tanesi Ukrayna, hatta içlerinde Türkiyede bulunmaktadır. Aynı veya benzer adreslerden, Fransa seçimlerine de sürmekte iken parti veya partilere sızma veya saldırı olacaktır.

Hillary Clinton’ın kişisel mail adresini devlet işleri içerisinde kullandığını, mail adresinin ele geçirilmesinden sonra kamuoyu öğrendi. Bu DNC (Demokrat Parti) sunucularına yapılan saldırılarla aynı kaynaktan değil(resmi olarak) burada ki olay bildiğimiz gibi Hillary Clinton’ın Dışişleri Bakanı görevine geldiği 7 yıl öncesine dayanıyor. Hillary .gov uzantılı resmi bir elektronik posta adresi açmadı, politik yazışmalarla ilgili ve kişisel elektronik postalarını hdr22@clintonemail.com adresinden gönderdi.

New York’taki evinde özel bir sunucusu olan Clinton, görev süresi boyunca 62 binden fazla elektronik posta aldığını söylüyor. Ayrıca bu mailleri yollamak için tek bir cihaz kullanmamış. FBI 13 adet farklı cihaz ile mail işlemlerinin gerçekleştirildiğini tespit etmişti.

Rapor içinde cihazlar hakkındaki bölüm

Ortaya çıkan maillerin yarısının resmi, yarısının ise kişisel olduğunu açıkladı.Saldırgan yakalandı ve tutuklandı fakat aynı şeyi söz konusu diğer saldırılar için söylemek mümkün değil. Belirli nedenler şunlardır

1.Bunu yapanın tek bir kişi olmaması veya düşük iş gücü ile yapılmaması

2.Bunların uluslararası gruplar olması ve “hareketli” gruplar olmaları (Bu sürekli şekilde saldırı yaptıkları, saldırılarda rutinlik kazandıkları anlamına gelmez, aksine bunu yapmaktan kaçınırlar)

3.Saldırganlar faaliyetlerine çoğu zaman basit ve geleneksel araçlardan ve metodolojilerden uzak durmaları.( SDelete, log clearing, time stamp alteration gibi şifreleme ve saptırma tekniklerinin kullanılması)

4.Güvenlik önlemlerinin yeterli düzeyde olmaması, açıkların çokluğu.(Partinin Sorumluluğundadır)

5.Saldırganların, bazı saldırıları gerçekleştirmek için iz bırakmamak  ve başka nedenlerle güvenilir araçları kullanması (Windows Tools)

Saldırıyı gerçekleştiren makinelerin hangi gruplara ait olduğunun bulunmasının önemini anlatmaya gerek bile yok, saldırgan ile bağlı ise devlet bağ,direkt devlet kurumu ise ülke bağ ortaya çıkar ise derhal suçlu durumuna düşer. Zaten SSH, ya da telnet  denilen “attack type” ya da güvenlik adımlarının mantığı da bu prensiple çalışmaktadır.

Buna, hem PowerShell hem de Windows Yönetim Araçları (WMI) dahildir. Zararlı yazılım kullanmından kaçınmaları.Yani mümkün olduğunca az ses çıkarma odaklı iş yapmaları. (Bir sistemin güvenliğini aşmak için diğer komut dosyalarını çalıştırmak için PowerShell’i basamaklama aracı olarak kullanmaları, belirli bir sistem çalışma süresi sonrasında veya belirli bir çizelgeye göre kötücül kodu otomatik olarak başlatmasına izin vererek ısrarcı kalmayı sağlayan, arka kapıları kurmak için WMI‘yi kullanma gibi durumlar ön plana çıkartılıyor. Bunların izleyiciler için en kötü yanı, kamuoyuna sunulacak delil azlığı yaratması.

Demokrat Parti, her kurumun yapacağı gibi olanlardan sonra siber güvenlik şirketleriyle iş birliği yaparak hasarı ve kaynağı tespit etmeye çalıştı. Bunlardan bir taneside CrowdStrike.
CrowdStrike, özellikle seçim adaylarına ve
temsil ettikleri partilere yönelik saldırıların, Kasım ayındaki seçime kadar devam edecek gibi görünüyor diye bir açıklamada yapmıştı ve bunun bir süreç olduğunu belirtmişti. Tek seferlik bir şey olmaması ve arka arkaya gelen müdahaleler olması, özellikle devletten bağımsız felsefi düşüncelerine göre veya para için saldırı yapan grupların geleneksel davranışları olmaması(tekrarcı), yine öne çıkarılması ve gözardı edilmemesi gereken durumların başında gelmektedir. Şirket, raporları dışında basına fazla açıklama yapmadı. Fakat saldırıların zamanlarının, Rusların yerel saatine göre yapıldığını belirttiler. Bu da saldırıların ABD içindeki bir grup yabancı bağlantılı kişilerin bunu yapmış olabileceği ihtimalini düşürüyor.

 

Direktör James Comey (FBI) 

FBI doğal olarak süreci takip etmekte gecikmedi. Medyanın gözü büroya çevrildi ve  Direktör Comey, kongrede büronun Rusya’nın seçimlere ve Trump organizasyonuna iyi veya kötü yönde müdahale ettiğine dahil, büronun hissiyatı olduğu ve bununla da kalmadığını belirtti. “Resmi olarak soruşturma açıldığını ve bu süreç hakkında fazla yorum yapmayacağını ”   söyledi. FBI sürecin başında beri dengeli bir çizgi çizmedi, paralı siyah şapkalılar ve belge sızdıran devlet görevlileri, aynı zamanda medyanın baskısı onları zora soktu, bazen yanlış zamanda açıklama yapmaya da yöneltti. Genel olarak büronun Rusya’yı doğrudan suçlamadığını ancak söylemlerinin yine Rusya’yı hedef göstermeye yatkın olduğunu görebiliyoruz. Bu demektir ki Trump tarafının işini zorlaştıracak bir pozisyonda ve bu yönde devam ederse işine son verilebilir bile. Seçim sürecinde yine etkili olduğunu gördüğümüz bu söylemler, ayrı bir zaman ildelenecek büyüklükte. Büronun içindeki karşı istihbarat departmanı yalnız çalışmıyor, birçok özel şirket ve devlet kurumları ile işbirliği içindeler ve elde ettikleri sonuçları Ruslar da yakınen takip ediyor. Genel olarak ekiplerinin açtıkları soruşturmalar, sadece siber saldırılar üzerine değil, Trump hükümeti ile Rusların ilişkisini ortaya çıkarmak üzerinede yoğunlaştırıldı. Özellikle ilişki ağını incelemeri, seçimden öncesine dayanan gayriresmi soruşturmalara da dayanıyor ve bunlardan Demokratlar’da pay sahibi.

Aynı şekilde FBI gibi konuyu soruşturan CIA, içeresinde seçim döneminde eski başkan Barack Obama’ya Rusların seçimlere bazı yöntemler ile müdahale ettiğine dair bilgilendirme yapan kişiler vardı. Bu bilgilendirmeler o dönem direktör tarafından bizzat yönlendirilerek yapılmış, başkanı kesin olarak uyarmaya çalışmıştır. Dolayısıyla Obama sadece sezgilerine ve Trump düşmanlığı yüzünden bir takım iddialarda bulunmuyor.

 

Fancy Bear

Siber müdahaleler konusunda, özellikle Amerika’daki kurumlar tarafından yapılan tespitler sonucu suçlanan gruplardan bir tanesi  APT (Fancy Bears,Cozy Bears). Konuyla ilgili olanlar isminlerden çıkaramadıysa, aşağıdaki  listeye bakabilirler. Bu gibi gruplar “kurum” olmadıkları için isim esnekliğine sahip ve farklı platformlarda farklı isimlere, oluşum türlerine sahip olabiliyor. Bu sebeple suçlamalar büyük bir titizlik neticesinde yapılıyor. Özellikle Batı Avrupa ülkelerindeki devlet kurumlarına, organizasyonlara ve bankalara saldırmakla ünlenselerde şüphelilerden biri şu an için onlar. Ayrıca bu onların dahil olduğu düşünülen tek saldırıda değil. Örneğin, Rus altyapısında yüzen bu gruplar 2015’te Pentagon’un mail servisinede saldırıda bulunmuşlardı, yani ilk defa olan bir girişim ya da müdahale değil. Bu sefer seçimler yüzünden popülerleşen bir saldırı olayı oldu bu.


Diğer isimleri.

 

e.Politikaya Etkileri ve İçerik Hakkında

Teknik detaylar, sonuçları ve ortaya çıkan gerçekleri ve bu çıkarılan şeylerin etki gücünü değiştirmiyor. Kim yaparsa yapsın, gün yüzüne çıkmış sarsıcı yüzlerce şey toplum tarafından görüldü. Ortaya çıkanlar karşısında, Trump cephesi tabii ki seçim sırasında bunları karşı tarafa mermi gibi kullandı. Maillerin içeriklerinden kullanabilecekleri çıkarımları yaparak sonuca göre “böyle olmuş, bakın !” gibi bir referans aracına dönüştü. Dış Politika, işsizlik, suç, yoksulluk oranının artması gibi sorunları değilde, Cumhuriyetçi cephesinin aleyhinde iş yürütmeye çalıştıklarını görüyoruz. Yani öncelikleri olması gerekenden biraz farklı olduğu açık ve bundan zarar gören medya kuruluşları da var tabii. Örnek vermek gerekirse, CNN’in, maillerden ötürü başı derde girdi.

ABD başkanlık seçimlerinde bir hafta kalmıştı ve  FBI‘ın elektronik posta soruşturması o zaman devam ediyordu. WikiLeaks yine onun ve ekibi hakkında bir bölüm e-posta yayınladı . Clinton’ın Demokrat Parti adayı olabilmek için rakibi Bernie Sanders’e karşı hile yaptığı ortaya çıktı.Politikacı olduğu için belki garip bir durum görülmüyor diye düşünülebilir. Öyle bile olsa işin içine medya girerse farklı bir boyut kazanır. Öyle ki Bernie ve Hillary, Demokrat Parti aday adaylığı için CNN televizyonunda karşı karşıya geldi. İddialara göre program öncesi CNN’in siyasi uzmanı Donna Brazile’ın sorulacak soruları önceden Hillary Clinton’a verdi. Skandalın ortaya çıkmasının ardından CNN yaptığı açıklamada Donna Brazile ile yollarını ayırdığı söyledi. Bu gibi bir durumda bir kişiyi savunmak büyük bir kurum için bile çok zor olduğundan ilişiği kesmek daha kolay bir yöntem gibi gözüküyor.

 

Yüzlerce mailden anlaşılan, belirle medya kuruluşlarının özellikle demokratlara karşı pozitif adımlar atmalarıdır ve bu tarafsızlığı yitirdiklerinin bir kanıtıdır.

“Cumhuriyetçi aday Ted Cruz üzerine”

“CNN sorulacak soru arıyor…”“Lütfen sorulacak bazı konu başlıklarını gönderin.”

Burada sorun kişi bazlı değerlendirlmemeli, yani “Ted” ya da “Jack”e karşı bir birlik oluşturmaları burada ki skandalın merkezinde bulunan etmenler değildir. Sorun böyle işin bir kime karşı ve hangi amaçla yapılırsa yapılsın varolmasıdır.

*CNN için Trump Soruları

 

“Demokratların tartışma programının sorularının sızdırılmasına yönelik bir haber”

 

Demokrat Partinin içindede mücadelenin çirkinleştiği ortaya çıktı.

Ayrıca kayıtdışı yazışmaların sadece CNN arasında değil, diğer büyük kanallar ve gazetelerle de yapıldığı öğrenildi. New York Times, WSJ gibi yine Trump karşıtı yayıncılar ile işbirliği yapılmış ve iletişim kurulmuş, bu siyasi olarak kullanıldığında sorundur. Bir diğer açığa çıkan bilgi kümesi ise, parti içi hesaplaşmalar ya da iyi niyetli bir ifade ile “antlaşmazlıklar” hakkındadır. Skandallar sadece iki parti adayı arasında ki savaşta rol oynamadılar, aynı zamanda Demokrat Parti aday adayları arasında edilen mücadeleyi gösterdiler ve rol oynadılar. Örnek olarak Demokratların Hillary Clinton’ın karşısındaki aday olan Bernie Sanders’ı yıpratmak için dini görüşleri üzerinden bir adım atmaya çalıştıklarını, üzerine ateist damgası yapıştırmaya çalıştırdıklarını görüyoruz. Aynı zamanda Hillary için yapılan lobi çalışmaları, onun lehine atılan siyasi adımlar ve konuşmalarda göze çarpan diğer şeyler.

 

Söz konusu konuşmalara örnekler. “Ona (bunları) soracak birini bulabilir miyiz Tanrıya inanıyor mu ? “Bir Yahudi ile ateist arasında büyük fark var.” gibi düşünceler, siyasi olmaktan uzak tamamen rakibi hedef göstermeye yönelik propanganda hazırlığı. Kötüleme aracı ve safdışı bırakmak için bu gibi yöntemler ve araçlar bulmuşlar.
John Podesta (Hillary Clinton kampanyasını yöneten politikacı)

Diğer yazışmalara gelicek olursak iletişim ve halkla ilişkiler konusunda çalışan bir ekip görülüyor. John Podesta’nın Gmail hesabına bakılırsa haber kuruluşlarının ve münferit muhabirlerin takip ettiği haber açıları ve bilgiler,görüşler ve özellikle kendilerine tehdit oluşturabilecek veya bir şekilde kullanabilecekleri veriler ekip içinde anında paylaşılıyor. Normalde bir partinin bu tarz bir ilişki ağ içersinde olmaması, bir ilişki içerisinde olacaksada çıkar ilişkisine dönmemesi için özen göstermei gerekir. Örnek olarak çıkan haberler, muhabirlerin Twitter paylaşımları, blog yazıları ve televizyon yayınlarının halkta bıraktığı izler sürekli izleniyor. Hillary Clinton’la birlikte seyahat eden sözcü Nick Merrill, Hillary Clinton’ın seçim gezilerinde muhatap olduğu sorular ve verdiği yanıtlarla birlikte patronunun performansı hakkında coşkulu değerlendirmelerini de günlük raporlar şeklinde merkeze bildiriyor.

Yazışmalardan anlaşıldığı üzere eğer bir gazeteci Hillary Clinton’a yakın birine bilgi talebiyle yaklaşırsa o kişi “erken uyarı” sisteminin çalışması gibi  kampanya ekibine e-mail atıyor. Bir gazetecinin yaptığı haberler veya sorduğu sorular hoşnutsuzluk yaratırsa kampanya danışmanları o gazetecinin dikkate alınmayıp tavır konulması veya dışlanması yönünde birbirilerine talimatlar veriyor. Hillary Clinton maillerdeki  bahsedilen medyadaki “dostlar” ile çalışma gayreti, sistemli ve disiplinli olarak karşımıza çıkıyor. Aslında bu bulunanlar şaşırtıcı veriler olmaktan çok uzak. Zira bir çok siyasi parti, medyada kendi bünyesine mensup veya yakın denilebilecek gazetecilere sahip. Aynı şekilde Cumhuriyetçilerin ve dünyadaki diğer ülkelerdeki partilerinde bu tür dostları mevcut. Bu Demokrat Parti’ye ait çok şaşırtıcı bir gerçek olarak görülemez. Fakat ilişki ağ, çıkar ağına dönüştüyse bunun sızmaması iki taraf içinde iyi olur. Bununla birlikte, hem böyle bir medya ağına sahip olan Clinton kampanyasının, Hillary’nin eski çalışma arkadaşlarıyla kadrolaştığını ve sadık kimseleri, eski çalışma arkadaşlarını tercih ettiğini belirtmek gerek. Bu durum kimilerine göre eleştirilebilir olabilir.

Medya, açık kovalar, haber peşinde koşar ve özellikle dış medya, karşıt görüşlü bir ülkenin açığını gördüğü an “akbaba medya” olur. Akbaba medya kural tanımaz, sınırları geniştir, Açığını bulduğu karşıt görüşlü o ülkenin haberini durmadan ve gerekmediği halde yüksek tondan verir. İşte bu olaydada kesinlik bir akbaba medyanın varlığından, yani Rus devlet televizyonları, gazetelerinden bahsedebiliriz. Gayet sert bir şekilde, Rus televizyonları Demokrat Partiye yüklenmişler, karizma kaybettirmişler ve “sızmalara” adeta arka çıkmıştır.

Bunun ender ve Ruslara özel bir durum olduğu söylenemez, aynı şekilde Amerikan medyası veya Avrupa basını daha doğrusu güçlü basın aynı tavır içine girebilir. Zira Amerikan medyasın bir kısmı haber üzerinde çok fazla durmuştur, hatta beyaz saray sözcüsü kendi medyasına “Rusların askeri gücü gibi” benzetmesini yapmıştır. Açıkçası düzenli bir haber saklamadan veya göz ardı eden bir yayın politikasından söz edemeyiz fakat demokratları destekleyenler sadece haberleri kırpıp, Hillary ve kampanyasına daha az zarar verecek şekilde vermiş, manşetleri daha ılımlı atmışlardır. Tabii ki üzerinde duruldu, konuşuldu fakat belirli bir kısım kendi ülkesinde olduğu halde bu skandallara olması gerektiğinden bir tık daha aşağıda yoğunlaştı ve gerekli eleştirileri pas geçti. Ruslarla ilgili olan skandallarda ise daha önceleri, tam tersi durum gözlemlenmiştir yani bu gayet doğaldır. Bunlar sadece yerel basını takip eden o ülkelerin F‘lerine zarar verir. Demek ki, X güçlü olursa, F’yi etkilemeye meğilli olur denebilir.

 Mailler Wikileaks tarafından, seçime haftalar kala her gün bir bölümü olmak üzere servis edildi. Bu tabii ki sansasyonel etkisini arttırmak için yapılan kasıtlı bir yöntem. Özellikle RT ve benzer Rus yayın organları çok düzenli bir şekilde bu skandalı manşetlerinde tuttular ve yaydılar. O dönemde telefonunda Rus televizyonlarının veya gazetelerinin  uygulaması var ise, her gün gelen “yeni bir mail dosyası yayınlandı” bildiriminden bıkmışsınızdır. Çünkü 30 gün boyunca her gün bunun haberini yaptılar ve hiç bir detayı atlamadılar.

 

Hillary yandaşları ile diğer adayların yıpratılmasını anlatan bir başlık ve haber

 

RT, mail skandalıyla ilgili haberleri düzenli olarak sunmuş, skandalın peşini bırakmamıştır. Manşetleri sert ve Demokratların aleyhine atılmış.

Elbette bu skandallar hemen hemen bütün yayın organları tarafından paylaşıldı, tek bir taraf paylaştı diğerleri tek bir metine yer vermedi gibi bir durum söz konusu olmadı fakat Avrupa ve dışına yayın yapan RT ve benzeri Rus medya organları, Twitter botları ve bir çok araştırma şirketi bu olayları keskin bir şekilde yaymışlardır. Bu konuda istekleri olmaları da Demokratlar tarafından yapılan eleştirilere kaynaklık eden bir durumdur ve seçim sırasında Rusların Trump’ı dolaylı olarak desteklediklerine dair propaganda yapmasını kolaylaştırdı. Özellikle bütün bunlar olurken birde danışmanlarının seçim sırasında Rus istihbarat yetkilileriyle görüşmeleri (Başlıbaşına ayrı bir skandal ve ilerde ortaya çıkacaktır), Trump’ın Putin’e yaptığı övgüler (Trump’ın Putin’e zeki demesi ve Putin’in ona”Parlak bir insan” demesi gibi çeşitli demeçler bazı taşların yerine oturmasını sağlıyor gibi bir izlenim yarattı.

Great move on delay (by V. Putin) – I always knew he was very smart!

— Donald J. Trump (@realDonaldTrump) 30 Aralık 2016

Trump:“Onun çok akıllı olduğunu biliyordum”

Putin has become a big hero in Russia with an all time high popularity. Obama, on the other hand, has fallen to his lowest ever numbers. SAD

— Donald J. Trump (@realDonaldTrump) 22 Mart 2014

Trump: “Putin çok Rusyada tüm zamanların en yüksek popüleritesiyle çok büyük bir kahraman haline geldi. Diğer yandan Obama en düşük rakamlarda geziyor”

Ruslarla olan işbirliğinin ve siber saldırların ne olduğu, doğru olup olmamasının bir önemi yok burada. Önemli olan kamuoyuna açık bir şekilde verdiğiniz beyanların, hassas noktalara nasıl yaklaştığı. Rus yayın organları bile, tarafsızlık adına böyle yorumlar ve manşetler atmaz iken, bir ABD Başkanın böyle bir cümle kurması düşündürücüdür. Bu gibi adımlar atarsanız, yapılan haberlere ve yakıştırmalara da hedef olacağınız çok açıktır.Demokratların ve diğer Trump karşıtlarının eleştirilerinin nedenlerinin başında bu tavır geliyor.

Vladimir Putin’inde bu konu hakkında konuşmalarına baktığımızda, üzerine düşülmesi gereken bir tavır göze çarpıyor. Konuyu çok dağıtmadan incelemek gerekirse;


“Neden kim tarafından hacklendikleri önemli olsun ki ? Burada önemli olan şey halka ne gösterildiği, üzerine odaklanılması gereken konu bu” demiş.
(Tabii bunları demeden önce suçlamaları reddediyor,)

Burada aslında dediği şey terminolojik açıdan gayet doğru. Sızdırılan şeylerin ne olduğu çok önemli tabii ki, onları incelerken saldırı kaynağı üzerine odaklanmak doğru olmaz fakat  mesleğinden dolayı kendisi de çok iyi biliyor ki siyasi bir saldırıda, hele ki büyük bir devletin seçim sürecinde saldırı oluyorsa ve özellikle saldırgan, mağdur ülkenin bir numaralı düşmanı olarak biliniyorsa burada bilimsel inceleme rafa kaldırılabilir. Zira ortaya çıkan gerçekler, diğer skandallarla kıyasla inanılmaz derece şaşırtıcı olarak tanımlanamaz. Acaba Rus devlet başkanı, kendi ülkesine ve muhalefet partisi yapılacak sistematik bir saldırı sırasında, saldırganı önemsemeyip elde çıkan bilgilere mi odaklanacaktır ?
Dolayısıyla çeşitli nedenlerden dolayı klasik termonolojiyi terk etmek doğru olacaktır.

1.Mevcut hükümetin şüpheli olarak görülen hükümetle yakın ilişkiler içinde olması.

2.Saldırı zamanının olabilecek en kritik dönem yani seçim döneminde gerçekleşmesi olması.

3.Şüphe edilen ülke ile mağdur ülkelerin iki farklı kutup olması.

4.Saldırganın kimliğinin, saldırının yüksek düzeyde ses getirmeye yetmeyecek verileri ortaya koymamasından dolayı, daha önemli olması.

5.Saldırının uluslararası bir suç olması, dolayısıyla adli kurumlar sadece saldırganlar ile ilgileneceklerdir ve siyasi yansımalarla ilgileri olamaz.

Bu gibi durumlar yüzünden Rusların böyle bir tutum içinde olmasını, yumuşak ve ön yargısız şekilde tanımladığımızda siyasi refleks diyebiliriz. Bunun aksine medya, tüketim toplumunun getirdiği özelliklerden biri olan doyumsuzluk hissiyle gerçek değil haber(case) peşinde koşar ise tabii ki Rus hackerları göz önüne atması doğaldır. Ancak medyanın her hedef gösterdiğini de suçsuz göstermenin yanlış olacağı da aşikar. Burada Amerikan ve Rus toplumunun yapması gereken en iyi şey duruma duygusal bakmamak olacaktır.


Burada yine seçim sürecinde kamuoyuna açık bu duelloda da görüldüğü gibi, Trump’ın Ruslar hakkındaki rahat yorumları Hillary Clinton tarafından “eleştiriliyor”.

Hillary: “Donald’ın Putin’i kamuoyuna açık bir şekilde hack için davet etmesine görünce şok oldum. Bu kesinlikle kabul edilemez…”


Donald: “Şu anda bir çok general ve amiral beni bu ülkeye liderlik etmem için destekliyor ve fazlası da gelecek. Bununla gurur duyuyorum… Siber Dünyada en iyisi olmalıyız ve muhtemelen değiliz. Bence kimse bunun Rusya olduğunu bilmiyor, bir çok kişi söylüyor, belki  Rusya idi fakat Çinde olabilir, başka birileride olabilir.”

Burada karşı savunma olarak “beni destekliyorlar” gibi bir argümanla başlaması ve Hillary’ın Ruslara yumuşak davrandığı iddiası hakkında pek bir şey söylememesi,  Demokratlara ve özellikle Trump karşıtı medyaya bu gibi durumlarda böyle kuru savunma yapmasının arkasında bir şey olduğunu düşündürüyor. Bu tipik örnek ve niceleri medyaya malzeme vermiştir ve danışmanlarının da etkisiyle bunları en aza indirgemeye çalışmıştır. Süreç içerisinde görebiliyoruz ama yinede tarih aldığı notu silmeyecektir.

 

Yine seçim sürecinde, Demokrat Partiyi savunmasızlığından dolayı eleştirmiş olan Trump, bunun olmaması gerektiğini ve ülke içinde iyi bir şey olmadığını vurgulamıştır. Burada politikacı 2 karta sahiptir:

1.Rakip kim olursa olsun sahiplenip, bunun bir ülkeye yönelik bir saldırı olduğunu kabul edip kınanması ve üzerine gidilmemesi.
2.Rakibe yapılan saldırıdan yararlanmak, çıkan açıkları değerlendirmek ve üzerine gitmek.

Biliyoruz ki bir çok politikacı, bırakın politikacıyı bir çok insan ilk seçeneğe başvurmayıp, diğer kartı oynayacaktır. Diğer kart bu süreçte kutuplaştırmayı arttırmakla beraber, mevcut oy verecekleride sağlamlaştırma ve kararsızları da ikna etmede yarar sağlayacaktır. Kararsız bir seçmenin “Demokratlar daha kendi partilerini savunamıyorlar, dünya kamuoyuna bilgilerini saçıyorlar çok dağınık ve savunmasızlar.” gibi bir düşünceye kapıldığını düşünün, bu bir oy kaybıdır ve ilk seçenek buna nazaran daha belirsizdir ve samimiyet ister. Trump’ı eleştirenlerin burada, eleştirilerine neden olan ana etmenin, Demokratları sertçe mail skandalı üzerinden eleştirmesi değil, Demokrat Parti’nin sanki başka bir ülkenin bir partisi, bir kurumu gibi rahat bir şekilde eleştirmesidir. Çünkü ne olursa olsun, dışarıdan bir siber saldırının, bir suçun işlediğini göz önünü alacak olursak bunun haklı bir eleştiri olabileceğini söyleyebiliriz. Fakat bunu ülke düşmanlığına bağlamakta acımazsızca olacaktır, basitçe siyasi çıkar ve pragmatist bir politikacı tavrı olarak tanımlayabiliriz.

Trump: -Hilary’i eleştirerek başlıyor…“Rusya, eğer dinliyorsanız umarım kayıp olan binlerce maili bulabilirsiniz.”

Burada da yine Ruslara yönelik bir söylem var ve yine Demokrat cephesine bir mermi veriliyor. Birleşik Devletlerden gönderilen (35 adet) Rus “diplomat”lara olan süreci hızlandıran faktörlerden biri. Rusya’yla hiç bir ilişkisi olmadığınını dile getiriyor fakat dediklerinden sonra bunu demesinin bir anlamı kalmıyor. Bir numaralı düşman olarak tanımlanan bir ülkeye Başkan iken böyle bir isteği kamuoyuna açık bir şekilde yaparsanız, şüphesiz karşınıza size muhalif devlet adamları, diplomatlar, istihbaratçılar, gazeteciler alırsınız. Aynı zamanda, Ruslar tarafından sıcak bir hoş geldin ve baskısız bir acemilik dönemi geçirme ihtimaliniz de olabilir ki bu da Ruslara bağlıdır çünkü ABD kurumlarının gelenekçi olması ve birbirlerine damar bağı olamaması yani Fransızlar tarafında oluşturulan kuvvet ayrılığının (Amerikan tipi denilmesi daha doğru olur) olması gibi durumlar bu ihtimale engel olabilir.  Örnek verilecek olursa, Suriye’de  görev yapan yüksek rütbeli görevlilerin Başkan değişimiyle o kadar ilgilenmeyeceği ve orada ki yapacağı operasyonlara odaklanacağı gerçeği uygun bir örnek olur. Bunun en önemli nedeni güçlü devletlerin uzun zamanlı planlar yapmalı ve bu planlarda esneklik göstermekten kaçınma istekleridir.

Nitekim bu şu an olan bir şeydir. Pentagon, Ruslara yoğun şekilde yumuşak davranmak ve taviz vermek gibi bir lüksün içinde olmak istemez ama diyelim ki böyle bir politika için adım atılması istendi, o halde Başkan sadece belirli bir düzeye kadar bunu zorlayabilir, aksi halde yine “skandallar ve açılacak davaları” hep birlikte yorumlarız.

Medya buradaki tek suçlu konumundaki unsurda olamaz, Başkan ve etrafındakiler, medyaya bu gibi malzemeleri vermemekle görevlidirler ve bu zaten kendileri için gerekli olan bir önlemdir. Ancak gereksiz esneklik, medyanın saldırısıyla sonuçlanan bir eylem olmuştur. Bu sebeple, çarpıtma ve eksik bilgiyle haber yapan her organ, gücünü bu dikkatsizlikten almaktadır. O yüzden her durumda medyaya eleştirmek gereksiz bir önyargının ve tutuculuğun göstergisi olmaktan öteye gidemez. Eğer gazeteler olmasaydı veya hukuki olarakta devletin tam kontrolünde olan mekanizmalar olsaydı, bu dikkatsizliği yakalayacak olan ve soru sorup eleştirecek olanda büyük ihtimalle toplum olurdu.

d.Sürece Etki eden Siber Saldırılar

Skandalın içeriğine yüzeysel olarak ele alırsak, birçok önemli nokta göreceğiz. Büyük oranda sosyal medya ve kamuoyu tarafından en çok incelenen ve ön plana çıkartılan Trump’ın skandalları oldu.Tabii bütün açıklar Trump tarafından verilmedi, skandalların insanı olan bir tek o değil. Demokratlarda kenarda oturan temiz çocuk değiller. “Clinton Campain” için zorluk çıkaran skandallardan bir tanesi, kampanya yöneticisi olan ve partide önemli bir isim olan John Podesta’nın
e-mail hesabı “Fishing” denen yemleme tekniğiyle ele geçirilmesi oldu. DNC  (Demokrat Parti) sunucuları ve Hillary Clinton, farklı zamanlarda (2015,2016) sistemli bir saldırı altında kaldı. Özellikle bu geçirilen dökümanlar, bazı istenmeyen şeylerin ortaya çıkmasını sağladı. Tek bir “saldırı merkezi” tespit edilmediği, farklı gruplardan fakat aynı destekçilerden oluşan bir sızma ve saldırı operasyonu olduğu düşünülmekte. Amerikalı federal yetkililer ve partinin tuttuğu güvenlik şirketleri, örneğin CrowdStrike gibi büyük siber güvenlik kurumları da bu sürece aydınlatma anlamında katkı sağlamaya çalışıyor.

Ulusal Güvenlik Departmanı, saldırıların hedefinin sadece seçim kurumları veya partiler değil, aynı zamanda üniversiteler, düşünce kuruluşları ve kritik altyapı kurumlarına yapıldığını düşünmekte.

 

Ele geçirdikleri klasörlere örnekler

Saldırılar zaman olarak bakıldığında aynı yıl olmamıştır ve başlangıç olarak saldırdıkları Hillary Clinton’ın bilgilerinin çalınmasının tek bir kişi tarafından yapıldığının gözükmesinden sonraya çok ses getirmemiştir. Marcel diye birinin, Guccifer rumuzu ile Hillary’i hacklemesinden sonra, birde partisinin saldırı altına girmesi sistemli bir saldırının işareti olabileceğini akla getirdi. Bu yalnız kurt gibi görülen kişilerin gerçektende yalnız olmadıklarına dahil bulgular bulundu.

Guccifer olayından bahsetmemiz konu dışı değil, aksine isabetli olacaktır çünkü Demokrat Parti’ye yapılan saldırının devam niteliğinde olduğu siyasiler tarafından dillendirilmiştir. Guccifer, internet kimliğini gizlemek için  Fransız bir IP adresinden (95.130.54.34) işlem yaptığı fark edilmiştir. Ancak bu servis sağlayıcının yine Rus tabanlı olması, yani saptırıcının kaynağını Ruslara ait olması, soru işareti yaratan bir faktördür. Aynı şekilde, Demokrat Partiye yapılan saldırılarda, aynı yöntemler benzerlikler görürüz. FBI tarafından tespit edilen 6 IP adresi özellikle dikkat çekicidir çünkü bu adresler yine Rusların sahip olduğu barındırma servislerine bağladılır. Aynı zamanda saldırı tipleri ve kullandıkları yolların ATP ile anılan diğer saldırılarla benzer olması önemlidir. Bunlardan bir tanesinin (5.149.249.172), daha önce başka bir kaç hükümete yapılan saldırıdan sorumluğu olduğu, tespit edilmiştir. Onlardan bir tanesi Ukrayna, hatta içlerinde Türkiyede bulunmaktadır. Aynı veya benzer adreslerden, Fransa seçimlerine de sürmekte iken parti veya partilere sızma veya saldırı olacaktır.

Hillary Clinton’ın kişisel mail adresini devlet işleri içerisinde kullandığını, mail adresinin ele geçirilmesinden sonra kamuoyu öğrendi. Bu DNC (Demokrat Parti) sunucularına yapılan saldırılarla aynı kaynaktan değil(resmi olarak) burada ki olay bildiğimiz gibi Hillary Clinton’ın Dışişleri Bakanı görevine geldiği 7 yıl öncesine dayanıyor. Hillary .gov uzantılı resmi bir elektronik posta adresi açmadı, politik yazışmalarla ilgili ve kişisel elektronik postalarını hdr22@clintonemail.com adresinden gönderdi.

New York’taki evinde özel bir sunucusu olan Clinton, görev süresi boyunca 62 binden fazla elektronik posta aldığını söylüyor. Ayrıca bu mailleri yollamak için tek bir cihaz kullanmamış. FBI 13 adet farklı cihaz ile mail işlemlerinin gerçekleştirildiğini tespit etmişti.

Rapor içinde cihazlar hakkındaki bölüm

Ortaya çıkan maillerin yarısının resmi, yarısının ise kişisel olduğunu açıkladı.Saldırgan yakalandı ve tutuklandı fakat aynı şeyi söz konusu diğer saldırılar için söylemek mümkün değil. Belirli nedenler şunlardır

1.Bunu yapanın tek bir kişi olmaması veya düşük iş gücü ile yapılmaması

2.Bunların uluslararası gruplar olması ve “hareketli” gruplar olmaları (Bu sürekli şekilde saldırı yaptıkları, saldırılarda rutinlik kazandıkları anlamına gelmez, aksine bunu yapmaktan kaçınırlar)

3.Saldırganlar faaliyetlerine çoğu zaman basit ve geleneksel araçlardan ve metodolojilerden uzak durmaları.( SDelete, log clearing, time stamp alteration gibi şifreleme ve saptırma tekniklerinin kullanılması)

4.Güvenlik önlemlerinin yeterli düzeyde olmaması, açıkların çokluğu.(Partinin Sorumluluğundadır)

5.Saldırganların, bazı saldırıları gerçekleştirmek için iz bırakmamak  ve başka nedenlerle güvenilir araçları kullanması (Windows Tools)

Saldırıyı gerçekleştiren makinelerin hangi gruplara ait olduğunun bulunmasının önemini anlatmaya gerek bile yok, saldırgan ile bağlı ise devlet bağ,direkt devlet kurumu ise ülke bağ ortaya çıkar ise derhal suçlu durumuna düşer. Zaten SSH, ya da telnet  denilen “attack type” ya da güvenlik adımlarının mantığı da bu prensiple çalışmaktadır.

Buna, hem PowerShell hem de Windows Yönetim Araçları (WMI) dahildir. Zararlı yazılım kullanmından kaçınmaları.Yani mümkün olduğunca az ses çıkarma odaklı iş yapmaları. (Bir sistemin güvenliğini aşmak için diğer komut dosyalarını çalıştırmak için PowerShell’i basamaklama aracı olarak kullanmaları, belirli bir sistem çalışma süresi sonrasında veya belirli bir çizelgeye göre kötücül kodu otomatik olarak başlatmasına izin vererek ısrarcı kalmayı sağlayan, arka kapıları kurmak için WMI‘yi kullanma gibi durumlar ön plana çıkartılıyor. Bunların izleyiciler için en kötü yanı, kamuoyuna sunulacak delil azlığı yaratması.

Demokrat Parti, her kurumun yapacağı gibi olanlardan sonra siber güvenlik şirketleriyle iş birliği yaparak hasarı ve kaynağı tespit etmeye çalıştı. Bunlardan bir taneside CrowdStrike.
CrowdStrike, özellikle seçim adaylarına ve
temsil ettikleri partilere yönelik saldırıların, Kasım ayındaki seçime kadar devam edecek gibi görünüyor diye bir açıklamada yapmıştı ve bunun bir süreç olduğunu belirtmişti. Tek seferlik bir şey olmaması ve arka arkaya gelen müdahaleler olması, özellikle devletten bağımsız felsefi düşüncelerine göre veya para için saldırı yapan grupların geleneksel davranışları olmaması(tekrarcı), yine öne çıkarılması ve gözardı edilmemesi gereken durumların başında gelmektedir. Şirket, raporları dışında basına fazla açıklama yapmadı. Fakat saldırıların zamanlarının, Rusların yerel saatine göre yapıldığını belirttiler. Bu da saldırıların ABD içindeki bir grup yabancı bağlantılı kişilerin bunu yapmış olabileceği ihtimalini düşürüyor.

 

Direktör James Comey (FBI) 

FBI doğal olarak süreci takip etmekte gecikmedi. Medyanın gözü büroya çevrildi ve  Direktör Comey, kongrede büronun Rusya’nın seçimlere ve Trump organizasyonuna iyi veya kötü yönde müdahale ettiğine dahil, büronun hissiyatı olduğu ve bununla da kalmadığını belirtti. “Resmi olarak soruşturma açıldığını ve bu süreç hakkında fazla yorum yapmayacağını ”   söyledi. FBI sürecin başında beri dengeli bir çizgi çizmedi, paralı siyah şapkalılar ve belge sızdıran devlet görevlileri, aynı zamanda medyanın baskısı onları zora soktu, bazen yanlış zamanda açıklama yapmaya da yöneltti. Genel olarak büronun Rusya’yı doğrudan suçlamadığını ancak söylemlerinin yine Rusya’yı hedef göstermeye yatkın olduğunu görebiliyoruz. Bu demektir ki Trump tarafının işini zorlaştıracak bir pozisyonda ve bu yönde devam ederse işine son verilebilir bile. Seçim sürecinde yine etkili olduğunu gördüğümüz bu söylemler, ayrı bir zaman ildelenecek büyüklükte. Büronun içindeki karşı istihbarat departmanı yalnız çalışmıyor, birçok özel şirket ve devlet kurumları ile işbirliği içindeler ve elde ettikleri sonuçları Ruslar da yakınen takip ediyor. Genel olarak ekiplerinin açtıkları soruşturmalar, sadece siber saldırılar üzerine değil, Trump hükümeti ile Rusların ilişkisini ortaya çıkarmak üzerinede yoğunlaştırıldı. Özellikle ilişki ağını incelemeri, seçimden öncesine dayanan gayriresmi soruşturmalara da dayanıyor ve bunlardan Demokratlar’da pay sahibi.

Aynı şekilde FBI gibi konuyu soruşturan CIA, içeresinde seçim döneminde eski başkan Barack Obama’ya Rusların seçimlere bazı yöntemler ile müdahale ettiğine dair bilgilendirme yapan kişiler vardı. Bu bilgilendirmeler o dönem direktör tarafından bizzat yönlendirilerek yapılmış, başkanı kesin olarak uyarmaya çalışmıştır. Dolayısıyla Obama sadece sezgilerine ve Trump düşmanlığı yüzünden bir takım iddialarda bulunmuyor.

 

Fancy Bear

Siber müdahaleler konusunda, özellikle Amerika’daki kurumlar tarafından yapılan tespitler sonucu suçlanan gruplardan bir tanesi  APT (Fancy Bears,Cozy Bears). Konuyla ilgili olanlar isminlerden çıkaramadıysa, aşağıdaki  listeye bakabilirler. Bu gibi gruplar “kurum” olmadıkları için isim esnekliğine sahip ve farklı platformlarda farklı isimlere, oluşum türlerine sahip olabiliyor. Bu sebeple suçlamalar büyük bir titizlik neticesinde yapılıyor. Özellikle Batı Avrupa ülkelerindeki devlet kurumlarına, organizasyonlara ve bankalara saldırmakla ünlenselerde şüphelilerden biri şu an için onlar. Ayrıca bu onların dahil olduğu düşünülen tek saldırıda değil. Örneğin, Rus altyapısında yüzen bu gruplar 2015’te Pentagon’un mail servisinede saldırıda bulunmuşlardı, yani ilk defa olan bir girişim ya da müdahale değil. Bu sefer seçimler yüzünden popülerleşen bir saldırı olayı oldu bu.


Diğer isimleri.

 

e.Politikaya Etkileri ve İçerik Hakkında

Teknik detaylar, sonuçları ve ortaya çıkan gerçekleri ve bu çıkarılan şeylerin etki gücünü değiştirmiyor. Kim yaparsa yapsın, gün yüzüne çıkmış sarsıcı yüzlerce şey toplum tarafından görüldü. Ortaya çıkanlar karşısında, Trump cephesi tabii ki seçim sırasında bunları karşı tarafa mermi gibi kullandı. Maillerin içeriklerinden kullanabilecekleri çıkarımları yaparak sonuca göre “böyle olmuş, bakın !” gibi bir referans aracına dönüştü. Dış Politika, işsizlik, suç, yoksulluk oranının artması gibi sorunları değilde, Cumhuriyetçi cephesinin aleyhinde iş yürütmeye çalıştıklarını görüyoruz. Yani öncelikleri olması gerekenden biraz farklı olduğu açık ve bundan zarar gören medya kuruluşları da var tabii. Örnek vermek gerekirse, CNN’in, maillerden ötürü başı derde girdi.

ABD başkanlık seçimlerinde bir hafta kalmıştı ve  FBI‘ın elektronik posta soruşturması o zaman devam ediyordu. WikiLeaks yine onun ve ekibi hakkında bir bölüm e-posta yayınladı . Clinton’ın Demokrat Parti adayı olabilmek için rakibi Bernie Sanders’e karşı hile yaptığı ortaya çıktı.Politikacı olduğu için belki garip bir durum görülmüyor diye düşünülebilir. Öyle bile olsa işin içine medya girerse farklı bir boyut kazanır. Öyle ki Bernie ve Hillary, Demokrat Parti aday adaylığı için CNN televizyonunda karşı karşıya geldi. İddialara göre program öncesi CNN’in siyasi uzmanı Donna Brazile’ın sorulacak soruları önceden Hillary Clinton’a verdi. Skandalın ortaya çıkmasının ardından CNN yaptığı açıklamada Donna Brazile ile yollarını ayırdığı söyledi. Bu gibi bir durumda bir kişiyi savunmak büyük bir kurum için bile çok zor olduğundan ilişiği kesmek daha kolay bir yöntem gibi gözüküyor.

 

Yüzlerce mailden anlaşılan, belirle medya kuruluşlarının özellikle demokratlara karşı pozitif adımlar atmalarıdır ve bu tarafsızlığı yitirdiklerinin bir kanıtıdır.

“Cumhuriyetçi aday Ted Cruz üzerine”

“CNN sorulacak soru arıyor…”“Lütfen sorulacak bazı konu başlıklarını gönderin.”

Burada sorun kişi bazlı değerlendirlmemeli, yani “Ted” ya da “Jack”e karşı bir birlik oluşturmaları burada ki skandalın merkezinde bulunan etmenler değildir. Sorun böyle işin bir kime karşı ve hangi amaçla yapılırsa yapılsın varolmasıdır.

*CNN için Trump Soruları

 

“Demokratların tartışma programının sorularının sızdırılmasına yönelik bir haber”

 

Demokrat Partinin içindede mücadelenin çirkinleştiği ortaya çıktı.

Ayrıca kayıtdışı yazışmaların sadece CNN arasında değil, diğer büyük kanallar ve gazetelerle de yapıldığı öğrenildi. New York Times, WSJ gibi yine Trump karşıtı yayıncılar ile işbirliği yapılmış ve iletişim kurulmuş, bu siyasi olarak kullanıldığında sorundur. Bir diğer açığa çıkan bilgi kümesi ise, parti içi hesaplaşmalar ya da iyi niyetli bir ifade ile “antlaşmazlıklar” hakkındadır. Skandallar sadece iki parti adayı arasında ki savaşta rol oynamadılar, aynı zamanda Demokrat Parti aday adayları arasında edilen mücadeleyi gösterdiler ve rol oynadılar. Örnek olarak Demokratların Hillary Clinton’ın karşısındaki aday olan Bernie Sanders’ı yıpratmak için dini görüşleri üzerinden bir adım atmaya çalıştıklarını, üzerine ateist damgası yapıştırmaya çalıştırdıklarını görüyoruz. Aynı zamanda Hillary için yapılan lobi çalışmaları, onun lehine atılan siyasi adımlar ve konuşmalarda göze çarpan diğer şeyler.

 

Söz konusu konuşmalara örnekler. “Ona (bunları) soracak birini bulabilir miyiz Tanrıya inanıyor mu ? “Bir Yahudi ile ateist arasında büyük fark var.” gibi düşünceler, siyasi olmaktan uzak tamamen rakibi hedef göstermeye yönelik propanganda hazırlığı. Kötüleme aracı ve safdışı bırakmak için bu gibi yöntemler ve araçlar bulmuşlar.
John Podesta (Hillary Clinton kampanyasını yöneten politikacı)

Diğer yazışmalara gelicek olursak iletişim ve halkla ilişkiler konusunda çalışan bir ekip görülüyor. John Podesta’nın Gmail hesabına bakılırsa haber kuruluşlarının ve münferit muhabirlerin takip ettiği haber açıları ve bilgiler,görüşler ve özellikle kendilerine tehdit oluşturabilecek veya bir şekilde kullanabilecekleri veriler ekip içinde anında paylaşılıyor. Normalde bir partinin bu tarz bir ilişki ağ içersinde olmaması, bir ilişki içerisinde olacaksada çıkar ilişkisine dönmemesi için özen göstermei gerekir. Örnek olarak çıkan haberler, muhabirlerin Twitter paylaşımları, blog yazıları ve televizyon yayınlarının halkta bıraktığı izler sürekli izleniyor. Hillary Clinton’la birlikte seyahat eden sözcü Nick Merrill, Hillary Clinton’ın seçim gezilerinde muhatap olduğu sorular ve verdiği yanıtlarla birlikte patronunun performansı hakkında coşkulu değerlendirmelerini de günlük raporlar şeklinde merkeze bildiriyor.

Yazışmalardan anlaşıldığı üzere eğer bir gazeteci Hillary Clinton’a yakın birine bilgi talebiyle yaklaşırsa o kişi “erken uyarı” sisteminin çalışması gibi  kampanya ekibine e-mail atıyor. Bir gazetecinin yaptığı haberler veya sorduğu sorular hoşnutsuzluk yaratırsa kampanya danışmanları o gazetecinin dikkate alınmayıp tavır konulması veya dışlanması yönünde birbirilerine talimatlar veriyor. Hillary Clinton maillerdeki  bahsedilen medyadaki “dostlar” ile çalışma gayreti, sistemli ve disiplinli olarak karşımıza çıkıyor. Aslında bu bulunanlar şaşırtıcı veriler olmaktan çok uzak. Zira bir çok siyasi parti, medyada kendi bünyesine mensup veya yakın denilebilecek gazetecilere sahip. Aynı şekilde Cumhuriyetçilerin ve dünyadaki diğer ülkelerdeki partilerinde bu tür dostları mevcut. Bu Demokrat Parti’ye ait çok şaşırtıcı bir gerçek olarak görülemez. Fakat ilişki ağ, çıkar ağına dönüştüyse bunun sızmaması iki taraf içinde iyi olur. Bununla birlikte, hem böyle bir medya ağına sahip olan Clinton kampanyasının, Hillary’nin eski çalışma arkadaşlarıyla kadrolaştığını ve sadık kimseleri, eski çalışma arkadaşlarını tercih ettiğini belirtmek gerek. Bu durum kimilerine göre eleştirilebilir olabilir.

Medya, açık kovalar, haber peşinde koşar ve özellikle dış medya, karşıt görüşlü bir ülkenin açığını gördüğü an “akbaba medya” olur. Akbaba medya kural tanımaz, sınırları geniştir, Açığını bulduğu karşıt görüşlü o ülkenin haberini durmadan ve gerekmediği halde yüksek tondan verir. İşte bu olaydada kesinlik bir akbaba medyanın varlığından, yani Rus devlet televizyonları, gazetelerinden bahsedebiliriz. Gayet sert bir şekilde, Rus televizyonları Demokrat Partiye yüklenmişler, karizma kaybettirmişler ve “sızmalara” adeta arka çıkmıştır.

Bunun ender ve Ruslara özel bir durum olduğu söylenemez, aynı şekilde Amerikan medyası veya Avrupa basını daha doğrusu güçlü basın aynı tavır içine girebilir. Zira Amerikan medyasın bir kısmı haber üzerinde çok fazla durmuştur, hatta beyaz saray sözcüsü kendi medyasına “Rusların askeri gücü gibi” benzetmesini yapmıştır. Açıkçası düzenli bir haber saklamadan veya göz ardı eden bir yayın politikasından söz edemeyiz fakat demokratları destekleyenler sadece haberleri kırpıp, Hillary ve kampanyasına daha az zarar verecek şekilde vermiş, manşetleri daha ılımlı atmışlardır. Tabii ki üzerinde duruldu, konuşuldu fakat belirli bir kısım kendi ülkesinde olduğu halde bu skandallara olması gerektiğinden bir tık daha aşağıda yoğunlaştı ve gerekli eleştirileri pas geçti. Ruslarla ilgili olan skandallarda ise daha önceleri, tam tersi durum gözlemlenmiştir yani bu gayet doğaldır. Bunlar sadece yerel basını takip eden o ülkelerin F‘lerine zarar verir. Demek ki, X güçlü olursa, F’yi etkilemeye meğilli olur denebilir.

 Mailler Wikileaks tarafından, seçime haftalar kala her gün bir bölümü olmak üzere servis edildi. Bu tabii ki sansasyonel etkisini arttırmak için yapılan kasıtlı bir yöntem. Özellikle RT ve benzer Rus yayın organları çok düzenli bir şekilde bu skandalı manşetlerinde tuttular ve yaydılar. O dönemde telefonunda Rus televizyonlarının veya gazetelerinin  uygulaması var ise, her gün gelen “yeni bir mail dosyası yayınlandı” bildiriminden bıkmışsınızdır. Çünkü 30 gün boyunca her gün bunun haberini yaptılar ve hiç bir detayı atlamadılar.

 

Hillary yandaşları ile diğer adayların yıpratılmasını anlatan bir başlık ve haber

 

RT, mail skandalıyla ilgili haberleri düzenli olarak sunmuş, skandalın peşini bırakmamıştır. Manşetleri sert ve Demokratların aleyhine atılmış.

Elbette bu skandallar hemen hemen bütün yayın organları tarafından paylaşıldı, tek bir taraf paylaştı diğerleri tek bir metine yer vermedi gibi bir durum söz konusu olmadı fakat Avrupa ve dışına yayın yapan RT ve benzeri Rus medya organları, Twitter botları ve bir çok araştırma şirketi bu olayları keskin bir şekilde yaymışlardır. Bu konuda istekleri olmaları da Demokratlar tarafından yapılan eleştirilere kaynaklık eden bir durumdur ve seçim sırasında Rusların Trump’ı dolaylı olarak desteklediklerine dair propaganda yapmasını kolaylaştırdı. Özellikle bütün bunlar olurken birde danışmanlarının seçim sırasında Rus istihbarat yetkilileriyle görüşmeleri (Başlıbaşına ayrı bir skandal ve ilerde ortaya çıkacaktır), Trump’ın Putin’e yaptığı övgüler (Trump’ın Putin’e zeki demesi ve Putin’in ona”Parlak bir insan” demesi gibi çeşitli demeçler bazı taşların yerine oturmasını sağlıyor gibi bir izlenim yarattı.

Great move on delay (by V. Putin) – I always knew he was very smart!

— Donald J. Trump (@realDonaldTrump) 30 Aralık 2016

Trump:“Onun çok akıllı olduğunu biliyordum”

Putin has become a big hero in Russia with an all time high popularity. Obama, on the other hand, has fallen to his lowest ever numbers. SAD

— Donald J. Trump (@realDonaldTrump) 22 Mart 2014

Trump: “Putin çok Rusyada tüm zamanların en yüksek popüleritesiyle çok büyük bir kahraman haline geldi. Diğer yandan Obama en düşük rakamlarda geziyor”

Ruslarla olan işbirliğinin ve siber saldırların ne olduğu, doğru olup olmamasının bir önemi yok burada. Önemli olan kamuoyuna açık bir şekilde verdiğiniz beyanların, hassas noktalara nasıl yaklaştığı. Rus yayın organları bile, tarafsızlık adına böyle yorumlar ve manşetler atmaz iken, bir ABD Başkanın böyle bir cümle kurması düşündürücüdür. Bu gibi adımlar atarsanız, yapılan haberlere ve yakıştırmalara da hedef olacağınız çok açıktır.Demokratların ve diğer Trump karşıtlarının eleştirilerinin nedenlerinin başında bu tavır geliyor.

Vladimir Putin’inde bu konu hakkında konuşmalarına baktığımızda, üzerine düşülmesi gereken bir tavır göze çarpıyor. Konuyu çok dağıtmadan incelemek gerekirse;


“Neden kim tarafından hacklendikleri önemli olsun ki ? Burada önemli olan şey halka ne gösterildiği, üzerine odaklanılması gereken konu bu” demiş.
(Tabii bunları demeden önce suçlamaları reddediyor,)

Burada aslında dediği şey terminolojik açıdan gayet doğru. Sızdırılan şeylerin ne olduğu çok önemli tabii ki, onları incelerken saldırı kaynağı üzerine odaklanmak doğru olmaz fakat  mesleğinden dolayı kendisi de çok iyi biliyor ki siyasi bir saldırıda, hele ki büyük bir devletin seçim sürecinde saldırı oluyorsa ve özellikle saldırgan, mağdur ülkenin bir numaralı düşmanı olarak biliniyorsa burada bilimsel inceleme rafa kaldırılabilir. Zira ortaya çıkan gerçekler, diğer skandallarla kıyasla inanılmaz derece şaşırtıcı olarak tanımlanamaz. Acaba Rus devlet başkanı, kendi ülkesine ve muhalefet partisi yapılacak sistematik bir saldırı sırasında, saldırganı önemsemeyip elde çıkan bilgilere mi odaklanacaktır ?
Dolayısıyla çeşitli nedenlerden dolayı klasik termonolojiyi terk etmek doğru olacaktır.

1.Mevcut hükümetin şüpheli olarak görülen hükümetle yakın ilişkiler içinde olması.

2.Saldırı zamanının olabilecek en kritik dönem yani seçim döneminde gerçekleşmesi olması.

3.Şüphe edilen ülke ile mağdur ülkelerin iki farklı kutup olması.

4.Saldırganın kimliğinin, saldırının yüksek düzeyde ses getirmeye yetmeyecek verileri ortaya koymamasından dolayı, daha önemli olması.

5.Saldırının uluslararası bir suç olması, dolayısıyla adli kurumlar sadece saldırganlar ile ilgileneceklerdir ve siyasi yansımalarla ilgileri olamaz.

Bu gibi durumlar yüzünden Rusların böyle bir tutum içinde olmasını, yumuşak ve ön yargısız şekilde tanımladığımızda siyasi refleks diyebiliriz. Bunun aksine medya, tüketim toplumunun getirdiği özelliklerden biri olan doyumsuzluk hissiyle gerçek değil haber(case) peşinde koşar ise tabii ki Rus hackerları göz önüne atması doğaldır. Ancak medyanın her hedef gösterdiğini de suçsuz göstermenin yanlış olacağı da aşikar. Burada Amerikan ve Rus toplumunun yapması gereken en iyi şey duruma duygusal bakmamak olacaktır.


Burada yine seçim sürecinde kamuoyuna açık bu duelloda da görüldüğü gibi, Trump’ın Ruslar hakkındaki rahat yorumları Hillary Clinton tarafından “eleştiriliyor”.

Hillary: “Donald’ın Putin’i kamuoyuna açık bir şekilde hack için davet etmesine görünce şok oldum. Bu kesinlikle kabul edilemez…”


Donald: “Şu anda bir çok general ve amiral beni bu ülkeye liderlik etmem için destekliyor ve fazlası da gelecek. Bununla gurur duyuyorum… Siber Dünyada en iyisi olmalıyız ve muhtemelen değiliz. Bence kimse bunun Rusya olduğunu bilmiyor, bir çok kişi söylüyor, belki  Rusya idi fakat Çinde olabilir, başka birileride olabilir.”

Burada karşı savunma olarak “beni destekliyorlar” gibi bir argümanla başlaması ve Hillary’ın Ruslara yumuşak davrandığı iddiası hakkında pek bir şey söylememesi,  Demokratlara ve özellikle Trump karşıtı medyaya bu gibi durumlarda böyle kuru savunma yapmasının arkasında bir şey olduğunu düşündürüyor. Bu tipik örnek ve niceleri medyaya malzeme vermiştir ve danışmanlarının da etkisiyle bunları en aza indirgemeye çalışmıştır. Süreç içerisinde görebiliyoruz ama yinede tarih aldığı notu silmeyecektir.

 

Yine seçim sürecinde, Demokrat Partiyi savunmasızlığından dolayı eleştirmiş olan Trump, bunun olmaması gerektiğini ve ülke içinde iyi bir şey olmadığını vurgulamıştır. Burada politikacı 2 karta sahiptir:

1.Rakip kim olursa olsun sahiplenip, bunun bir ülkeye yönelik bir saldırı olduğunu kabul edip kınanması ve üzerine gidilmemesi.
2.Rakibe yapılan saldırıdan yararlanmak, çıkan açıkları değerlendirmek ve üzerine gitmek.

Biliyoruz ki bir çok politikacı, bırakın politikacıyı bir çok insan ilk seçeneğe başvurmayıp, diğer kartı oynayacaktır. Diğer kart bu süreçte kutuplaştırmayı arttırmakla beraber, mevcut oy verecekleride sağlamlaştırma ve kararsızları da ikna etmede yarar sağlayacaktır. Kararsız bir seçmenin “Demokratlar daha kendi partilerini savunamıyorlar, dünya kamuoyuna bilgilerini saçıyorlar çok dağınık ve savunmasızlar.” gibi bir düşünceye kapıldığını düşünün, bu bir oy kaybıdır ve ilk seçenek buna nazaran daha belirsizdir ve samimiyet ister. Trump’ı eleştirenlerin burada, eleştirilerine neden olan ana etmenin, Demokratları sertçe mail skandalı üzerinden eleştirmesi değil, Demokrat Parti’nin sanki başka bir ülkenin bir partisi, bir kurumu gibi rahat bir şekilde eleştirmesidir. Çünkü ne olursa olsun, dışarıdan bir siber saldırının, bir suçun işlediğini göz önünü alacak olursak bunun haklı bir eleştiri olabileceğini söyleyebiliriz. Fakat bunu ülke düşmanlığına bağlamakta acımazsızca olacaktır, basitçe siyasi çıkar ve pragmatist bir politikacı tavrı olarak tanımlayabiliriz.

Trump: -Hilary’i eleştirerek başlıyor…“Rusya, eğer dinliyorsanız umarım kayıp olan binlerce maili bulabilirsiniz.”

Burada da yine Ruslara yönelik bir söylem var ve yine Demokrat cephesine bir mermi veriliyor. Birleşik Devletlerden gönderilen (35 adet) Rus “diplomat”lara olan süreci hızlandıran faktörlerden biri. Rusya’yla hiç bir ilişkisi olmadığınını dile getiriyor fakat dediklerinden sonra bunu demesinin bir anlamı kalmıyor. Bir numaralı düşman olarak tanımlanan bir ülkeye Başkan iken böyle bir isteği kamuoyuna açık bir şekilde yaparsanız, şüphesiz karşınıza size muhalif devlet adamları, diplomatlar, istihbaratçılar, gazeteciler alırsınız. Aynı zamanda, Ruslar tarafından sıcak bir hoş geldin ve baskısız bir acemilik dönemi geçirme ihtimaliniz de olabilir ki bu da Ruslara bağlıdır çünkü ABD kurumlarının gelenekçi olması ve birbirlerine damar bağı olamaması yani Fransızlar tarafında oluşturulan kuvvet ayrılığının (Amerikan tipi denilmesi daha doğru olur) olması gibi durumlar bu ihtimale engel olabilir.  Örnek verilecek olursa, Suriye’de  görev yapan yüksek rütbeli görevlilerin Başkan değişimiyle o kadar ilgilenmeyeceği ve orada ki yapacağı operasyonlara odaklanacağı gerçeği uygun bir örnek olur. Bunun en önemli nedeni güçlü devletlerin uzun zamanlı planlar yapmalı ve bu planlarda esneklik göstermekten kaçınma istekleridir.

Nitekim bu şu an olan bir şeydir. Pentagon, Ruslara yoğun şekilde yumuşak davranmak ve taviz vermek gibi bir lüksün içinde olmak istemez ama diyelim ki böyle bir politika için adım atılması istendi, o halde Başkan sadece belirli bir düzeye kadar bunu zorlayabilir, aksi halde yine “skandallar ve açılacak davaları” hep birlikte yorumlarız.

Medya buradaki tek suçlu konumundaki unsurda olamaz, Başkan ve etrafındakiler, medyaya bu gibi malzemeleri vermemekle görevlidirler ve bu zaten kendileri için gerekli olan bir önlemdir. Ancak gereksiz esneklik, medyanın saldırısıyla sonuçlanan bir eylem olmuştur. Bu sebeple, çarpıtma ve eksik bilgiyle haber yapan her organ, gücünü bu dikkatsizlikten almaktadır. O yüzden her durumda medyaya eleştirmek gereksiz bir önyargının ve tutuculuğun göstergisi olmaktan öteye gidemez. Eğer gazeteler olmasaydı veya hukuki olarakta devletin tam kontrolünde olan mekanizmalar olsaydı, bu dikkatsizliği yakalayacak olan ve soru sorup eleştirecek olanda büyük ihtimalle toplum olurdu.

f.Toplumun Tepkisi

 
 Tarih boyunca yöneticiler zorbalık yöntemini, toplumun çizgiden çıkmaması ve istediklerini yaptırmak için kullanmışlardır. Zaman, bu yöntemin vahşi detaylarını yumuşatmış olsa bile, kökünden kazıyamamıştır. Belkide bunun nedeni, insanlığın ve yöneticilerin eldeki materyallerin buna elvermemesi, belki toplum bilinci ve güveni ya da  Totaliter sistemlerde gerçekleştirmek istenen şeyler zor kullanarak gerçekleştirilebilir, sistemin özü bunu fırsat verir. Aynı istek demokrasilerde, özellikle pratik anlamda karşılaştırıp modern demokrasilere bakarsak  bu işlemin propaganda ve kendini tekrar eden söylemler ve eylemler ile başarıldığı görülür. Bu nedenle kitle iletişim araçları, popüler kültür ögeleri, eğitim sistemi, mevcut egemen güçlerin, hükümetlerin propoganda  silahlarıdır. Bu istenilen şeyleri gerçekleştirme işlemi, tek aşamalı bir şekilde “Yapın” diye bir komutla, yazının başındaki skandal radyo yayını gibi olamaz tabii ki. Hükümetler bunun için sistem, bilim, gelenek üretmişlerdir. Çünkü söz konusu büyük kitleler olunca, istenç yaratmanın hızlı ve kolay bir iş olamayacağı anlaşılabilir bir şeydir.

  Zorbalık gibi eski yöntemlerde, bilgi ve bilgi akışı bugün görüldüğü gibi bir önemde değildi. Bugün toplum, yanıltılmaya açık bir konumda olsa dahi bu bilgi istemiyle ve haberdar olmakla ilişkilidir. Bu yüzdendir ki, yeni yöntemlerde özellikle bilgiyi yöneten ve işleyen tabaka, yöneticilere karşı olabilecek ya da işbirliği yapabilecek olan tabakalardan bir tanesi olarak tanımlanabilir. Entelektüellerin ve ekonomik kontrole sahip kimselerin düşüncelerinin kontrol edilmesi, yani tepeden başlayan bir istek yaratma çalışması son derece önemlidir. Tarih boyunca bu uygulanan bir yöntem olmuştur. Roma’da yönetici değişikliklerinde memur sınıfının tasfiye edilmesi ve yerine yeni imparatora yakın komutan, memur ve aristokratların  tasviye edilmesi ve oyundışı bırakılması alışılmış bir uygulama idi. Önce entelektüel tabaka ikna edilmelidir ki, toplum görüş ve bilgi almak için karar mekanizmalarında ikincil bir açı istediğinde, karşılarına çıkacak olan bu tabakanın onlara görünüşü, ikna olması yahut yapılacak şeye taş koymamaları çok önemlidir. Özellikle totaliter rejimlerde bu seçkin kesimin istenilen çizginin dışına çıkıldığında devre dışı bırakılmasının nedenlerinden biri budur. Bu demokrasilerde de yapılabilir tabii ki, burada sistemler ve yöntemlerin çeşitliliği farklı olsa da getirileri aynı olacaktır, en önemlisi toplumun bilgisiz ve tepkisiz kalması, söz konusunu yöneticilere satranç tahtasında rahatlık sağlayacaktır. O halde burada yine medyanın etkisinin olabileceğini, iyi niyetli veya kötü niyetli adımları atarak topluma nüfuz edebileceklerini görmek gerekir. ABD’deki bir çok akademisyen ve tecrübeli gazetecilere sorarsanız onlardaki ortak kanının bu etkinin genelde kötü niyetli olduğu ve bunun sorumlusunun yöneticiler olduğunu görülebilir.

 

Sistemin talep ve istenç üretilmesini sağlama, hegemonyaya ulaşma ve tahakküm kurma sürecinde ise medya devreye girmektedir ve bunun önemini görüyoruz. Kitle iletişim araçları, sistemin çarklarından biri olarak işlev görmektedir. Örnekler dolup taşabilir, sınırsız gibidir. Özellikle ABD’de bulunan basın-yayın organlarının görüldüğü gibi tek bir çizgi üzerinde olmaması, 19.yy’daki gibi az sayıda fakat tekel yayın organlarının bulunmaması ki bunun sebebi  o dönem Amerikan medyası Dünya medyasıydı (çünkü Dünyada olan siyasi gelişmelere dahil oldukları için doğrudan onları, dolayısıyla basın-yayın organlarını da etkiliyordu) basın-yayın organlarının teknik gelişmeler ile birlikte muazzam çeşitlenmeler yaşamasının, onların hükümetlere uğraştırıcı ve rahatsız edici olmalarına nedeni olduğunu görebiliyoruz. Fakat medya çoğu zaman sindirilebilir, devlet gücüyle kırılganlık gösterilebilir olmuştur. Yine seçimlerdeki kutuplaşmış medyanın örneklerinde gördüğümüz savaşa bakarsak, eğer toplum böyle bir savaşı istemezse bunun bitirilebileceği çok açık anlaşılırdır çünkü sonuçta burada beslenilen şey bireylerdir ve onlar böyle bir şeyi reddederse şüphesiz medya kuruluşları bir kriz masası oluşturur ve politikalarını değiştirirler.

 

Üstelik sadece hükümetler tarafından oklandıklarını ve rahatsız edildiğini söyleyemeyiz medyanın. Toplumun içinde varolan apolitikliğe iten kirli siyaset algısı yüzünden bezmişler, otonomik düşüncelerle zaten bırakın medyayı mevcut sistem üzerinde soru işaretleri olanlar ve diğer devrimci görüşlere sahip olanlar, daima medya hakkında kötü ön yargılara sahiptirler ve güvenleri neredeyse yoktur. ABD’de bu kesim özellikle Dünya için liderlik edici olabilecek düzeyde olma potansiyeline sahiptir ve bunu kanıtlamıştır. Dolayısıyla Amerikalıların bir şey isteyip sokağa çıkması, başta ekonomik dengeyi bozacak olsada, bir çok ülkede örnek alınacak bir toplum hareketi yaratalabilir. Hepsi bir Josiah Warren olmasa da, mevcut sistemleri içinde oluşan ve oluşacak olan çürükler, toplumu harekete geçirebilir. Toplumun büyük bir kesimi hem iş dünyasıyla bütünleşmişlerdir, kendilerini ona adamışlardır. Bununla beraber dürüstlükleri olduğunu iddia ederek ellerinden gelen her şeyi yapmaya çalışırlar. Mevcut sistem veya iş dünyası,etrafta olan biteni onların anlayacakları  enerjiyi onlarda bırakıyor mu ? İşte bu cevaplanması gereken bir önemli sorudur. O halde, bu bitikliği ve düşünce tembelliğinden kireçlenmiş zihinleri yöneticiler kendi lehlerine kullanıyor olabilir mi ? Bu daha önemli bir sorudur. Bütün bunları değerlendirdiğimizde, çevremizde pek çok içsel çelişkiye rastlayabiliriz demek yanlış olmaz. Ancak bütüne baktığımızda, güç odaklarına ve insani otoriteye bağlılığın, yönlendirilme isteğinin son derece kayda değer bir oranda ve seviyede olduğunu görüyoruz. Bunun nedenlerini bir çok bilim dalı açıklamaya çalışmış ve açıklamaya da devam edecektir.

Özellikle 11 Eylül ve yakın geçmişteki ortaya çıkan skandallar, yaşananlardan sonra güven azalışı net bir şekilde görülebilmektedir. Buna rağmen özellikle seçim dönemleri ile normal dönemler arasında bir araştırma yapılsa, farklar çıkabileceğini düşünmek mantıklı olacaktır çünkü bilgi isteminden dolayı seçim dönemleri için geçerli olmayabiliyor. Toplum tekrar yönetimin parçası olma düşüncesiyle medyaya yönelme eğilimi içerisine giriyor. Bunun nedenleri ise değişim isteği, umut, zorunluluk duygusu ve toplum tarafından oy verilmeme eyleminin kötü olarak veya sadece anarşist liberal düşüncelerin tekelinde görmesi ve onları umursamazlıkla suçlaması gibi durumlar sayılabilir. Özellikle popülist söylemcilik uzun süredir toplumları davet eden ve dahil eden pratik bir yöntem olarak karşımıza çıkıyor. Ancak belirli bir kesim, bu popülist söylemlerin işlemediği adeta bir kalkana sahip. Onlar, özellikle bu yüzyılda, ABD’de özellikle finans sektörünün mağdurları, politikacıların yanılttığı ve umutsuzluktan yer yer önyargıyla hareket eden bir kesim. Medya, bu sefer onlara karşı hükümet aracı olarak kullanılsa bile başarısız olmuştur ve olmaya devam edecektir. Çünkü onlar medyaya da güvenmemekte, onların sıvazlamalarını dinlemediklerini söylemektedirler. Aynı şekilde, politikada pay sahibi olmak isteyen seçmenler, yine medyaya ön yargıyla baksa dahi, görüldüğü gibi kendi görüşünden olan bilgi havuzunda yüzmekten keyif almaktadırlar ve bezdirilen kesimi pay sahibi olmamakla, umursamazlıkla eleştirirler. Bu durumda haklı olan kim olursa olsun, bunun kaymağını yiyenlerin toplum olmadığı bir kesinliktir. O yüzden madem karşıtlıkla dolu olan bir kesim var ve bunlar uyanık olduğunu iddia ediyor, o halde medyaya güvenmemek ve politikacıları şeytanlaştırmak gelenek olmaktan çıkmalı ve sistemli bir organizasyona gidilmeli. Mümkün olduğu kadar bu çabayı göstermezlerse, eleştiri oklarının hedefi olurlar ve vandallıkla suçlanırlar.

Belkide medya ve yöneticiler, gelecekte oluşabilecek bu bıkkın ve kendilerini reddeden kesimin çoğalmasını engellemek için, susturma ve kolluk kuvvetleri ile etkisizleştirme yolu dışında yeni yöntemler geliştirmeli.

5 × 73

5 ×

ABD içinde yayınlandı
Bir yorum Sizinkini ekleyin

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir