Vladimir Putin Rusya’sının Terörle İmtihanı

 Yeni Olmayan Terör Problemi

Rusya Federasyonu topraklarında, diğer pek çok ülkede olduğu gibi onlarca terör sempatizanı ve terör hücreleri bulunuyor. Modern tarihinden bu yana Rusya, “terörle mücadele” sırasında pek çok kayıp vermiş, ciddi eylemlere maruz kalmıştır. Bilindiği gibi Çeçenler, Rusya’nın Kuzey Kafkasya bölgesinde yaşayan etnik bir azınlık olarak bölgede Rus devleti tarafından en çok terör operasyonları yapılanlar arasında. Lokal olarak görülen anti-faşist oluşumlar yine operasyonların hedefleri arasında. Ancak son zamanlarda yükselişine devam eden “dini” ve etnik milliyetçi tehditler listenin üst sıralarında yer alıyor.
Yoğunluk gösterdiği bölgelerde, bitmeyen bir bağımsızlık ve direniş düşüncesi, hem Çeçen tarafını hem de Rus tarafını karşılıklı güvensizlik ve tetikte olma durumuna, noktasına taşıyor.
Son iki yüzyıl boyunca, Çeçenler fiili bir özerklik derecesine sahip olmasına rağmen, genel olarak Moskova tarafından yönetildi ve Rusların gözleri hep onların üzerindeydi. Sovyetler Birliği’nin yıkılmasından sonra Çeçen ayrılıkçıları bağımsızlık için koordineli bir kampanya başlattı ve bunun sonucunda iki çarpıcı savaş ve seri halinde çatışmalar meydana geldi. Ancak bu savaşları Moskova yönetimi kazanmış ve bölgeyi domine etmiş olsa bilse, bu bütün sorunların ortadan kalktığını göstermiyor. Bu sorunlar, son yıllarda terör tehditleri olarak Rusya’nın karşına çıkmıştır.

“2010’da Moskova metro saldırıları sırasında yaralılara müdahale eden bir ekip ve saldırı şeması.”

90’lı yıllardan beri sorun olan Kafkas halkları, tam anlamıyla Ruslaşmadılar ve mücadele fikrini savaşlarla birlikte zihinlerinde bitirmediler. Dolayısıyla Rusya’da bulunan federal yapılar yeterince “Ruslaşmış” olmadıkları için direniş ve bağımsız bir devlet olma fikrinin yayılmaması için önemli bir sebepte yoktu. Batılı devletlerin desteği, Rus politikalarının neticelerinden ve lokal bazda yürütülen faaliyetlerden dolayı Rusya’nın Güneyin’de ayaklanma ve direniş rüzgarları esmeye başladı. Kuzey Kafkasya’daki şiddet 2008 tarihinden beri giderek artış gösterdi. Yapılan savaşların ardından taktik değiştiren silahlı gruplar büyük şehirleri hedef alan terör saldırıları düzenlemeye başladılar. Zaten yaptıkları bir eylem olmasına karşın, sayılarının ve tiplerinin değişime uğradı söylenebilir.
Onlarca gerçekleştirilen eylemden birine örnek olarak 2010’da gerçekleşen sarsıcı metro bombalamaları gösterilebilir. Moskova, Mart 2010’da bir Lubyanka ile Park Kulturi metro istasyonları bombalı saldırıları ile en ciddi saldırılarını yaşadı ve bu önlemlerin ve müdahalelerin artmasına neden olmaya başladı. Bu uzun süreç boyunca sorunlu bölgelerde belirli direnişçi isimler boy göstermiş, direnişçi gruplara liderlik etmişlerdir. Bu liderin etrafında toplanan gruplar ile birlikte, ileride Rusya’yı ve bölgeyi rahatsız edecek örgütlerin temelleri atılmıştır. Söz konusu bu örgütler birden fazla oldukları ve benzer ideolojilere sahip oldukları için zaman zaman birbirleriyle karıştırılmaktadırlar.
2004 yılında suikaste ile yaşamını yitiren Kremlin’in Çeçenistan’a atadığı Rusya yanlısı Çeçen Devlet Başkanı Ahmet Kadirov. Bu tarihte bir tören sırasında yapılan suikast, Kremlin’in “maşası” olarak görülen bu kişilerin muhalif ve isyancı kesimlerden tarafından tanınmadığını ve tehdit altında olduklarını bir kez daha göstermiştir.


Sovyetlerin çöküşüyle bağımsızlık ilan eden Çeçenistan ile Rusya devletinin çatışmasından doğan oluşumlar, fikirler ve örgütler iki taraf içinde acı tecrübelere sebebiyet vermiştir. Bir taraf devletin gücünü baskısını kullanırken, bunu tecrübe eden diğer tarafta ise terör eylemleriyle karşı tarafı yıpratmıştır. Temel otoriteyi (Rus yönetimi) reddeden ve kendi kabul ettirmek isten bir anlayışın varlığı görülür. Çeçen silahlı gruplarının yerel yönetimleri reddetmesi buna bir örnektir. 2010 Metro saldırılarının sorumlusu, Çeçen İçkerya Cumhuriyeti başkanı olarak görev alan (tanınmamış devlet) ve  Doku Umorov ve ardılları da hep bu anlayış içinde olmuşlardır.

Ayrılıkçı Çeçen isyancılarının liderlerinden Doku Umorov.

Kafkasya Emirliği’ni ilan eden Doku Umorov, FSB ve Rus kamuoyunun Usame Bin Ladin’i olarak tanımlanabilir. Bu kişinin arkasındaki siyasi destek ve bölge halkınında sözüne itibar etmesiyle uygun olan zeminde bir “hareket” örgütledi. İslam çatısı altında, Kafkasya’da bulunan farklı etnik kökenli halkları Rusya’ya karşı birleştirmek ve örgütlemek onlar için mühimdi. Bunun nedeni, dini düşünceyle farklı kesimlerin onlara vereceği destektir. Bu destek, harekete katılacak militan, kaynak ve her türlü maddi manevi yardım olarak sıralanabilir. Bundan hareketle Doku Umorov’un 90’lı yıllarda görülen daha homojen olan direniş kümesinin dışına çıktığı söylenebilir.

Emirlik ilan edildiği sırada resmi statüsü bulunan Çeçenistan Cumhuriyeti bulunmaktaydı. Bu cumhuriyetin ve Rusya’nın diğer bölgelerine tehdit savurduğu, saldırı için çağırılar yaptığı konuşmaları mevcuttur. Özellikle 2009 ila 2011 yılları arasında düzenlenen terör saldırıları ile dikkatleri üzerine çekmişti. Duko Umarov, 2012 yılında saldırılardan vazgeçtiklerini belirttiler, fakat 2013 yılında bu kararı bir ‘hata’ olarak nitelendirdi ve ‘Kremlin’in bunu bir iyi niyet göstergesi olarak değil, bir zaaf olarak’ algıladığını söyledi. Burada verilmek istenen mesaj, sivil halk ile bir sorunun olmadığı, dolayısıyla asıl düşmanları olan Moskova yönetimine bağlı olan kişiler, oluşumlar ya da güvenlik güçleri olarak tanımlanabilecek olan bu çemberin içinde kalmak idi. Böyle bir karar, daha önce pervasızca hareket eden ve hedef gözetmeyen terör örgütlerine benzememek, pervasız olmadıklarını ve seçiciliklerini göstermeyi amaçlar. Ancak böyle bir durumda devlet hedefine hız kesmeden ulaşmaya çalışmaya devam eder ve örgütü yok etmek ister ve bu durum sadece kamuoyunu etkileyebilir.

 Bir başka örnek olan Uluslararası İslami Barış Tugayı, bu grupların başında gelen ve bölgede yüksek etki gücü olan, ABD ve İngiltere dahil birçok ülke tarafından terör örgütü olarak görülen ve faaliyetleri yakından izlenen bir örgüt.  2000’lerin başında etkisini gösteren özgürlüklerini, bağımsızlıklarını yani bir toplum olarak varlıklarını korumak ve güçlerini Rus düşmanlarına ispat etmek amacıyla giriştiği ulusal bir kurtuluş mücadelesi veren örgütlerin (UİBT ve türevi)  önemli farklıları vardır. İsyan hareketini ve Çeçen-Rus savaşını başlatan gruplar çok önceleri yoğun olarak bölgeden ve Çeçen militanlardan oluşmaktaydı ve bölge içi kaynaklar kullanıyorlardı. Propagandaları, Çeçenlere yapılan baskılar ve Rus düşmanlığı üzerine kurulmuş, etnik olarak sindirilmek istenmeyen bir yapıya sahipti. Hatta birçok bölge ve bölge dışı Batılı devlet Çeçenlere maddi kaynak sağlamış ve bunu saklamamıştır. Dolayısıyla  etnosentrik nasyonalist bir İslami savunma ruhundan bahsedilebilir. Bu minval üzeri Selefi görüşlerin artması bir kırılma, değişim süreci olmuş ve Orta Doğu’dan gelen kaynak, militan kısacası maddi yardımlar ileride pek çok şeyi değiştirecekti.

 Bu değişimler ile birlikte, Rusya için doğal olarak hedef tahtasında kalsalar ve aynı imaja sahip olsalar da, o dönemin direniş gruplarının imajı ile bugünküler aynı değildir. Ancak ilerleyen zamanlarda yapılan savaşlar ve edilinen popülerite ile bu yapı daha kozmopolit bir hal almıştır. Beyin takımlarına bölge dışı isimler dahil olmaya başladı. İslami düşünceyle yoğrulmuş ve Rus baskısı adı altında tohumlanan direniş ruhu yerini küresel bir terör ağına kaptırdı. Döneminde yoğun olarak Afganistan’da faaliyet gösteren El Kaide ve Irakta varlık gösteren cihatçı gruplar, Çeçen direnişiyle ilgilenmeye başladılar.

UİBT, bölgede çok önemli roller oynamış ve bünyesinde bulundurduğu birçok ismin El Kaide safların savaşmış yada temas halinde olmaları nedeniyle birçok devletin hedef ve izleme alanına girmiştir. Bununla birlikte aranan kimseler farklı ülkelerde izlerini kaybettirmiş ya da yakalanmıştır. 2000’li yılların başlarında Rus yetkililerin Çeçen isyancıların Afganistan’da saklanıp, eğitim aldığına inandığını dair açıklamaları görülebilir. Uluslararası terörizme son vermek için Afgan hükümetiyle işbirliği yapmak istediklerini o dönemlerde de açıklayarak günümüze kadar gelen bu sorunların ne kadar uzun bir sürece yayıldığını göstermişlerdir.

Bu bölgede silahlı gruplar arasında ciddi işbirliği olduğunu da görebilmekteyiz. Lojistik, maddiyat ve manevi kaynaklardan bir bulut oluşturdukları ve bundan beslendikleri söylenebiliriz. Örgüt, Kuzey Kafkasya’daki Riyadus-Salikhin gibi örgütlerle, Çeçenistan İçkerya (lağvedilen) ve El-Kaide gibi diğer terörist gruplarla yakın işbirliği içinde çalıştı. Bu gruplar birbirleriyle koordineli olarak çalıştılar bunun temel sebebi İbn Hattab gibi isimlerin etkin rol oynamasıdır. Bu gibi kimselerin hem üye hem de liderleri paylaştıkları ve aynı hedefler doğrultusunda savaştıkları için, Rusya Federasyonu’dan bağımsız bir şeriat devleti fikrinden birleştikleri görülmektedir. Bu tür birleşmeler sadece bölgede kendi faaliyetlerine değil, küresel çapta bir radikal kalkışmanın itici kuvveti ve modeli olma niteliği taşımaktadır. UİBT’nin lider kadrosuna, yani Rusya’nın terör listesinde başlarda yer almış kişileri incelemek bu yüzden gereklidir.

İbn el-Hattap

UİBT üst düzey liderlerinden olan İbn el-Hattab, Tacikistan ve Afganistan bölgelerinde faaliyet göstermiş Suudi Arabistan doğumlu bir isimdi. Rusya’nın en çok arananlar listesinde yer almış ve Rus istihbaratı tarafından gönderilen bir zehirli mektupla öldürülmüştü.  Rusyanın 1999’da yaptığı ve ikinci bir savaşa yol açan Dağıstan Operasyonunda da önemli bir rol oynayan El-Hattab, El Kaide bağlantılı isimlerden sadece bir tanesiydi. “Üzerinde ‘La ilahe illallah‘ yazılı saç bantları takan ve tekbir getiren Çeçenleri gördüğüm zaman Çeçenistanda bir cihad olduğuna ve oraya gitmem gerektiğine karar verdim.”gibi açıklamaları ile bu mücadeleye duyduğu sempatiyi belirtmiştir. 1995 yılında bir grup ile birlikte Afganistan’dan Çeçenistan’a geçti. Bu geçişin ardından Rus güçlerine önemli kayıplar vermiş, dikkatleri üzerine çekmiştir

Abu Hafs, gerçek adıyla Farid Yusuf Amirat

Abu Hafs al-Ürdünü, bu duruma örnek gösterileceklerin başında gelebilecek bir isimdir. Rusya dışında, ABD başta olmak üzere birçok devletin istihbarat birimlerinin radarına girmiş veya aranmış biridir.Kendisi bölgede yetişen biri yada Kuzey Kafkasya sahasında doğmamış biri olması rağmen, Rus direnişinin popüler isimlerinden biri olmuş, çatışmaların yoğun olarak yaşandığı Dağıstan bölgesinde Rus güvenlik güçleri tarafından 2006 yılında öldürülmüştür. Abu Hafs, Ürdün doğumlu biri ve Afganistan’da ortaya çıkan cihatçı hareketlere katılmıştır. El Kaide bünyesinde yer almış, birçok El Kaide üyesi isimlerle temas sağlamış ve sonradan Kuzey Kafkasya bölgesinde boy göstermiştir. Beslan okul baskını eyleminde etkin rol oynadığı belirtilmiştir.

Meşhur Şamil Salmanoviç Basayev aynı şekilde bu kanlı baskında adı geçenlerden idi. Çeçen direnişinin resmi sitesi olan Kavkazcenter.com internet sitesinin yayınladığı mektupta bu baskın değinilmiş ve ayrıntılara yer verilmiştir. Homojen yapıya sahip silahlı mücadele döneminin önemli temsilcilerinden olan Şamil Baseyev, 2004 yılında yayınladığı bir mesajda ”Çeçenler özgürlükleri, bağımsızlıkları ve bir toplum olarak varlıklarını korumak için ulusal bir kurtuluş mücadelesi veriyor” diyerek mücadeleyi tanımlamıştır. O dönemin şartlarına göre yapılan bu ve bu gibi tanımlara bakıldığında değişim daha net gözlemlenebilmektedir.

Sadece tecrübeli isimlerin lider kadrolarına katılmayan Arap militanlar, sıradan militanlarında gitmek istediği ve Çeçenlerin saflarına katıldığı bir yapıya dönüştü. Buna karşılıklı olarak, Arap mücahitlerin Çeçen saflarına, Çeçenler ise Afgan ve Arap mücahitlerin çatışma sahalarında boy göstermeye başladı. Ölenler “Çeçen şehit” yada “Ürdünlü şehit” olarak olarak övgü alıyor, kendilerine geldikleri ülkelere göre isimler(lakap) takılıyordu. Bu durum gizlenmiyor ve örgütler bunları bastırdıkları dergiler, röportajlar ve sosyal ağlarda açıkça ilan ediyordu. Bu durum, Rusya’nın terörle mücadelesinin gücünü ve boyutunu belirleyecek faktörler idi. Aynı zamanda örgütün yönetici kadrosunda Arap liderlerin bulunması, Arap militan ve Orta Doğu sağlanabilecek imkanların yolunu açan bir faktör oluyordu.

Dağıstan ve Çeçenistan Cumhuriyeti hem fiziki hemde kültürel yakınlık içerisinde bulunan yerlerdir. Siyasi haritaların çoğunda Çeçenistan “Rusya” olarak gösterilir ve “Çeçenistan” ibaresi yer almaz.

Vladimir Putin başkan olarak göreve geldiğinde, Güneydeki bu faaliyerleri görmezden gelmemiş, üzerine gitmiştir. Çeçenistan’daki karışıklık ve süren savaş Cumhurbaşkanlığı seçimleri için Putin’e çok uygun bir zemin ve kampanya yürütmesi için imkan sağladı. Dağıstan’daki ayrılıkçıların bozguna uğratılması ve Çeçenistan’ın %30 gibi bir bölümünün üzerinde hakimiyet sağlanmış olması, başarılı operasyonların gerçekleşmesi övgüyle karşılandı. Vladimir Putin’in göreve başladığı Ağustos ayında yüzde 3’ün altında seyreden popülaritesinin sonraki süreçte yüzde 14’e  kadar çıkmasında çok önemli rol oynadı. Putin’in popülaritesinin giderek artmasında, onun tavizsiz, cesur ve kritik zamanlarda inisyatif almaktan çekinmeyen bir politikacı olduğu imajı da etkili oldu.

Günümüzde hala bu profilin gözlemlenebildiği söylenebilir. 2000’lerin başına doğru kamuoyunda Putin’in Çeçen politikası Rus halkının yarısından fazlası tarafından olumlu olarak görünüyordu. Dolayısıyla Başkanlığa şiddet ve çatışmanın sarmalında gelen ve zaten eski bir KGB görevlisi olan Vladimir Putin’in, bu mücadeleye karşı net bir tavır koyduğunu söyleyebiliriz. Putin yönetimde söz sahibi olduğu ilk yıllarda terörle mücadele başlamış, karşı stratejiler üretmiştir.

  Olumlu noktalara rağmen, Çeçen politikası zaman zaman hem Rus halkı hem uluslararası kurumlar, insan hakları örgütleri gibi otoriteler tarafından sorgulanmış ve eleştirilmiş. Savaş sırasında ölü sayılarında belirsizliklerin olması, yolsuzluk iddiaları ve Putin’in politik amaçlar uğruna Rus halkını hedef tahtasına koyduğu, yeterince şeffaf olunmaması gibi ithamlar ve eleştiriler yapılmıştır. İşte bu savaşlarda eleştirilere konu olan baskılar ve sertlik oranı, operasyonların yoğun olarak yapıldığı Dağıstan bölgesinin halkının Ruslara karşı düşüncelerinin daha da radikalleşmesine ve küreselleşmesine izin verecek, terör sorununun yayılmasına neden olacaktı.

Rusya devlet başkanı Vladimir Putin ve suikast sonucu hayatını kaybeden Ahmet Kadirov’un oğlu Çeçenistan Cumhurbaşkanı Ramazan Kadirov.

Rusya, bu bölgede askeri olarak hakim güç olmak istiyordu ancak siyasi hakimiyette önemsenmeyecek bir güç değildi. Ramazan Kadirov Vlademir Putin’in kişisel olarak iyi tanıdığı ve sözünden kolay kolay çıkmayacağı bir isimdi ve Başkan tarafından bu makama getirildi. Mevcut ayrılıkçılar, muhalifler ve örgütler bu Çeçen yönetimini ve Cumhurbaşkanını tanımıyor ve onları “Kukla, işbirlikçiler, satılmışlar ve yapılanlar kötü şeyler sessiz kalan kafirler” olarak tanımlıyorlar. Onlara göre mevcut anti-terrör rejimi bir sindirme yöntemi ve yapılan askeri operasyonlarda ölenlerin çoğu sivil ve masum kişiler. Gerçek ne olursa olsun, Rusların bu bölge içinde yaptıkları hakkında çok iyi bir şeffaflık örneği gösterdiklerini ve kamuoyunu aydınlattığını söyleyemeyiz.

 Devlet Müdahaleleri ve Şeffaflık

Bu çatışma bölgesi, kaderine terk edilmiş ve üzerinde çok fazla göz olmayan bir sıkışık operasyon bölgesine dönmüştür. İnsan hakları örgütleri, devlet kurumları ve STK’lar bu anlamda bölgeyi gözlemlemeye çalışmış ve bu açığı gidermeye gayret etmiştir. Örneğin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 2000-2002 döneminde Çeçenistan’da meydana gelen bir olayı incelemiştir. kişinin ortadan kaybolması ve ölümüyle ilgili iki ayrı davada, Rusya’nın 369 bin avro tazminat ödemesine karar verdi.

9 Şubat’ta AİHM, Rusya’yı 2000-2002 yılları arasında Çeçenistan’da altı kişinin ölümüyle sonuçlanan ölümden sorumlu tutan iki karar verdi. Rus Adalet Girişimi, kayıp üç kişinin, İslami Deniyev’in, Muma Babuyev’in ve Ruslan Kagermanov’un akrabalarını temsil etmiştir.
“4 Şubat 2002 günü sabah saat 4: 00’de ilk başvuran bir aile üyesinden, Bay Kagermanov’un o gece daha önce bir Ural kamyonunda evine gelen ve kapıyı kırmış bir grup silahlı asker tarafından kaçırıldığını öğrenmiştir. Komşular, kaçırma eylemini gerçekleştirenlerin Urus-Martan yönünde ilerlediğini duymuşlardı. Başvuran, erkek kardeşinin, sokağa çıkma yasağı süreleri boyunca benzer şekilde genç adamların kaçırıldığı sırada, devlet memurları tarafından alındığını düşünmüştür. Buna ek olarak, yerel sakinler, civarda bulunan zırhlı personel taşıyıcıları (APC’ler) kullanan askerler görüyorlardı.” Bu ayrıntılar verdikleri karar metnine aittir. AİHM kararında belirtilen ayrıntılar bu olayı ilk  ve tek olmadığını göstermektedir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 2000-2002 döneminde Çeçenistan’da altı kişinin ortadan kaybolması ve ölümüyle ilgili iki ayrı davada, Rusya’nın 369 bin avro tazminat ödemesine karar verdi. Bu gibi davalar açılmakta olup, terörist oluşumların haricinde askeri operasyonlar sırasında yeterince soruşturulmayan ölüm, kaçırılma ve göz altı olaylarının sayısı bir hayli fazladır.

Örgütsel Değişimler

Görüldüğü gibi geçmiş zamanda uygulanan politikalar ve atılan adımlar, kendilerine göre “varlık göstermeye çalışan bir halk” yerine daha komplike ve karışık, farklı kanallar kazandığı için daha çok kaynak ve enerji harcatacak bir yapı yaratmış idi. İşte bu gelişmelerden sonra ve belirli şartların oluşmasının ardından homojen Çeçen direnişi, yerini uluslararası ağa sahip terör gruplarına bıraktılar.

Bu kırılmalardan sonra Çeçen direnişçiler ve muhalifler, birçok devlet tarafından terör örgütü olarak kabul edilmediği ve ılımlı yaklaşıldığı dönemleri geride bırakmış, başka devletlere zarar veren grup ve yapılar ile ilişkileri sebebiyle imajlarını kamuoyunda olumsuzlaştırmışlardır. Fakat ne olursa olsun, dini idealler ve cihat retoriği artış göstermiş ise de, bu onların en üst ve tek amaçları değildir. Onlar hala Rusya’ya karşı bağımsızlık savaşlarını kazanmak ve bölgelerine hakim olmak istemektedirler. Rusya’nın Suriye’ye müdahalesi, Kafkasya bölgesinde bu değişiklikleri hızlandırdı ve farklı boyutlara ulaştı. Ancak ne olursa olsun, Rus askeri onlar için en cezbedici düşman sayılacaktır. Bütün bunlar göze alındığında denebilir ki, mevcut Rus yönetimi, teröre ve şiddete karşı kesinlikle yabancı ve tecrübesiz değil.

Vladimir Putin Rusya’sında yer alan terör tehditleri ve verilen mücadele tablosunda Çeçen militanların yerlerinin büyük olması sebebiyle, Rus-Çeçen savaşlarının bir takım terör faaliyetlerini doğurduğunu ve bu faaliyetlerin çeşitli şekillerde çoğalıp evrildiğini görebiliyoruz. Rusya ekonomik, kültürel, sosyal ve siyasi olarak başarılar elde etmiş ve büyüme göstermiş olsa bile, Kuzey Kafkasya ve etrafındaki bölgelere aynı istikrarı ve huzur ortamını taşıyamamıştır.

Kafkasya sorunu devam ederken, Rusya Federasyonu, kendilerine bulundukları coğrafya itibariyle pek de yakın olmayan Suriye’ye müdahil olmayı seçmiştir. Putin Rusya’sında yer alan mevcut terör tehditleri bu müdahale ile yeni bir sürece evrilmiştir. Ruslar, Suriye’de rejim muhaliflerine karşı yaptıkları askeri operasyonların yanı sıra, diğer birçok ülke gibi IŞİD’e karşı hamleler yapmışlardır. Yüzlerce IŞİD mevzisi, deposu, karargahı, lojistik merkezi ve maddi kaynakları Rus jetleri tarafından bombalanmıştır. Süpürülen güzergahların yerini Suriye ordusu almış, çok kritik aşamalar kaydedilmiştir.

IŞİD pozisyonlarını vurma ve yüksek zayiat verme kapasitesinin diğer devletlere oranla çok yüksek olmasını Rusya, Suriye yönetimine borçludur. Zira asker konuşlandırmasına ve onlarca Rus generalinin ve istihbarat görevlisinin ülkesine girmesine izin veren ve hava sahasının kontrolünü neredeyse Rusya’ya veren Suriye yönetimi, Ruslara terör karşıtı kampanyada önemli bir rol oynamasını sağlamış. Bu durum Rusya’ya kamuoyunda kredi kazandıran bir zemin yaratmıştır.

Kremlinin bu sürece girme serüveni kritik gelişmelerin olduğu bir dönemde gelmiş idi. 30 Eylül 2015 yılında Kremlin’in söylemleri pratiğe doğru evrilmeye başlamıştı. Bu tarih, Rus parlamentosunun üst kanadı Rusya Federasyon konseyi, Esad rejiminin talebi üzerine Suriye hava sahasını kullanarak IŞİD’inde aralarında bulunduğu rejim karşıtı örgütlere hava saldırılarını başlattığı gün olarak kaydedilmiştir. Bu hamle, Suriye başta olmak üzere küresel çapta yürütülen cihat kampanyasının var olan sinirini dahada üzerine çekti. Bu başlangıçtan sonra, muhaliflerin ilerleyişinin durdurulmasından sonra IŞİD’in üzerine zaman geçtikçe dahada odaklanan Rusya, gittikçe daha fazla öfke topladı. Yapılan propaganda sadece Suriye içinden değil, Kafkasya ve Asya ve Kuzey Afrika sahalarının Rusya’ya karşı yeni tehditler oluşturmasına yol açacaktı.

Örneğin 2015 yılında El Kaide lideri Eymen Zevahiri, Rusların ve Amerikalıların kendilerine koordineli bir şekilde saldırmasından yakınmış, birlik içinde olunmasını istemiştir. ABD öncülüğünde kurulan IŞİD karşıtı koalisyona ek olarak, kadim düşmanları Rusya, İran ve Lübnan Hizbullahı gibi oyuncuların bölgede yürütülen faaliyetlere darbe vurduğunu belirtmiştir. Örgütün yayınlandığı ses kaydında El Kaide lideri konuşmanın özünde tüm cihatçılara bölgede “birlik” içinde olmalarını istemiştir.

“Amerikan, Avrupalı, Rus, Rafızi ve Nusayri bir saldırının altındayız. Bundan dolayı Doğu Türkistan’dan Fas’a kadar uzanan coğrafyada İslam’a ve ümmete karşı olan bu şeytani ittifaka karşı tek saf olarak durmamız gerekiyor.”

Arasında Rusya’nın bulunduğu bu hedef ülkelere duyulan öfkeden daha çok, siyasi bir konuşma niteliği taşımaktadır. Zira örgüt Suriye sahasında o dönem çeşitli kopukluklar yaşamış, kontrol gücünün zayıfladığı görülmüştür. Bunun yansıması olarak “cihatçı” gruplar ile arasında karşılıklı sert açıklamaları da görülmekteydi. Dolayısıyla bu birlikte içinde görülen “cihatçı” avının, El Kaidenin bölgede sözünü geçirtmeye çalışması ve kendisinin merkezde olduğu bir birlik istemesi aynı zamanda bir fırsatın değerlendirilmesidir. Buna karşın, bu istenilen seviyede gerçekleşmese de, Rusya bu grupların yükselen popüler düşmanı olmaya başlamıştı.

Rusya devlet başkanı Vladimir Putin, ilk hava saldırısından önceki hafta Birleşmiş Milletler için gittiği ABD’de, CBS’e verdiği röportajında, kamuoyuna Rusya’nın Suriye’ye müdahalesini kamuoyu gözünde meşrulaştırmak için son bir kez konuşmuştu. Özellikle IŞİD adına dikkat çekici tespitler yapmış, IŞİD’e neden müdahale etmeleri gerektiğini belirtmişti. Vladimir Putin, Rusya ve çevre ülkelerden iki bin civarında savaşçının Suriye’de aktif olarak faaliyet gösterdiğini belirtti.

“Onların ülkeye dönmesini beklemek yerine, Esed’e onlara karşı savaşmaları için yardım etmek daha iyi. Dolayısıyla, Esed’e destek vermeye bizi iten ve teşvik eden en önemli şey bu. Genel anlamda da bölgenin istikrara kavuşmasını istiyoruz.” diyerek önleyici olmak istediklerini söyledi.

Rusya devlet başkanı Vladmir Putin, Kremlinde ofisinde. Rus lider ve ekibi kendilerine ve bölgelerine tehdit oluşturan durumlara karşı duyarlı bir çizgi çizmektedir. Diplomasinin farklı masalarında bu durum için önleyici adımlar atmaya çalışmaktadırlar.

Burada terörle mücadele üzerine (son zamanlar için özellikle IŞİD) oluşturulan bu Rus politikası, savunmadan çok önleyici niteliktedir. Kendi hakimiyet alanlarından bölgeye sızan yabancı savaşçıların, tekrar gelmesinden endişe duyup, onları bölgede imha edip bu tehlikeyi ortadan kaldırmayı amaçlamışlardır. Rusya devlet başkanı Putin’in “Suriye’de terör hedeflerine önleyici saldırılar düzenleyeceğiz sıranın Rusya’ya gelmesini bekleyemeyiz”  açıklaması bunun örneklerinden biridir. Suriye’ye “terörle mücadele” odaklı başlatılan ve daha sonra rejimi koruyarak nüfuz elde etme görevine döndüğü gözlenen Suriye stratejisi etkisini güçlü bir şekilde göstermiştir.

Ancak iki yıl sonra yine Vladimir Putin tarafından 23 Şubat 2017’de Kremlin Sarayında yapılan açıklamada “Suriye topraklarında, eski SSCB Cumhuriyetlerinden ve bizzat Rusya’dan büyük miktarda savaşçı toplandı. Bizdeki bilgilere göre binlerce kişi var. Genelkurmay ve istihbarat birimlerimizin verilerine göre Rusya’dan 4 bin, diğer eski Sovyet Cumhuriyetlerinden 5 bin kişi var” denmiştir.

Bu tespitinden 2 yıl önce açıkladığı aynı bölgelerden Suriye’ye gitmiş 2 bin civarı savaşçı tehlikesinin yıllar sonra ulaştığı boyut, bu konuda başarısız olunduğunu göstermektedir. Zira terör tehlikesini yok etmekten söz eden ve kendilerini ilgilendiren riskleri açıklayan Rus yönetimi, tehlikeyi bitirememiştir. Bitmek bir yana, bu tehlikenin 3 4 kat arttığını göstermiştir. Buna rağmen Rusya’nın IŞİD karşıtı operasyonlarının örgüte ciddi zararlar verdiği bir gerçektir. Rejim güçlerine ağır darbeler vurup toprak kaybettiren IŞİD’i ağır zarara uğratmış, bölgeye yeniden rejim kontrolünü tesis etmiştir. 22 Ağustos’ta Rusya Savunma Bakanlığı tarafından yayınlanan bir klipte kazandıkları başarılar gösterilmiştir. Eylül 2015’ten, yani rejim tek başına mücadele ederken, ülke topraklarının sadece yüzde 8‘ini denetiminde bulunduran Suriye ordusu şu anda topraklarının yüzde 96.5‘inin kontrolünü elinde tutuyor.

Görüldüğü gibi yurt dışında girdiği terörle mücadele siyasi hedeflerini doyursa bile istenmeyen durumlar oluşmuştur. Bunu yaparken kendi sivil halkı, şehirleri ve polislerini hedef alan ve hızla büyümüş olan Rus karşıtı “cihatçı” ağlarının üremesini engelleyememiştir. Kendi coğrafyasından Suriye’ye giden insanların ya da tam tersi rota izleyen militanların sayısında artış yaşanmıştır.

Bu nedenle Rusya çeşitli eleştirilere maruz kalmıştır. Bu eleştiriler, kendi bölgesinden örgüte katılım olmasını, Suriye’ye müdahale konusunda uluslararası kamuoyunda tepkileri aza indirgemek için kullandığı bir mazeret olarak gördüğünü söylemektedir. Genelde BM Güvenlik Konseyi üyesi gibi güçlü siyasi etkiye sahip ülkelerin terörü belirli hedefler için bir kalıp olarak sunması rutinleşmiştir. Sonuç olarak “Sıranın Rusya’ya gelmesini bekleyemeyiz” diyen Vladimir Putin, önceye göre daha yüksek bir terör tehditine maruz kalmıştır.

Ülke Dışı Tehditlerin Artması

Suriye, Irak ve diğer yerlerden binlerce IŞİD savaşçısı, Afganistan’ın dağlık bölgelerine yerleşmeye başladığı gözlemlenmiştir. Üstelik giden sadece insan gücü değil, erzak, silah, üniforma, mühimmat ve çeşitli ekipmanlarda Irak ve Suriye’den gidenler arasındadır. Bu durum yabancı savaşçıların sadece Suriye’nin bir sorunu olmadığını göstermektedir. Bu durum çevre ülkelere de yayılan bir kanser halini almaya başlamıştır. Rusya’nın müdahalesi sonrasında, yabancı savaşçıların sayısında artış olması, Rusya ve Orta Asya’da propaganda faaliyetini arttıran IŞİD için Asya’ya daha çok açılma fırsatı doğurmuştur. Üzerine bastırdıkça etrafa yayınla bir oyuncak hamura dönen örgüt, bu bölgede yaşayan ülke vatandaşlarını tehdit etmektedir.
Afganistan’ın Bagram vilayetine yerleşen ve bir bölümü   büyük çadırlar ile hareket halinde yaşayan bu gruplar sadece yerel aktörlerden oluşmamaktaydı. Tacikistan, Pakistan, Özbekistan ve Çeçenistan’dan katılımların olduğu görülmüştür. Rusya’dan intikam isteyen bu gruplara karşı Rusya, her defasında hazırlıklı olduğunu belirtmiştir. Bölgede Taliban ile karşıtlık içinde olmalarına karşın IŞİD veya bağlı gruplar, bu karşıtlığın sürekli olmaması ve ateşkes gibi durumların oluşması dolayısıyla Rusya’ya tehditini sürdürmüştür.

 

Tıpkı Kafkasya bölgesinde görüldüğü gibi, daha önce başka örgütün saflarında faaliyet gösteren ya da IŞİD’in hakim olduğu Orta Doğu coğrafyasından üreyen eski IŞİD komutanları, Afganistan ve çevre ülkelerinde faaliyet göstermek suretiyle kendilerini vilayet emiri olarak tanımlamışlardır. Bunun propagandasını yapmaya gayret etmişlerdir. Bunun yapılması, hem Suriye ve Irakta sıkışan örgüt için bir çıkış, hemde kendilerinin bölgede güç ve popülerlik kazanmasıyla oluşan siyasi bir evrime yol açmıştır. Aynı şekilde Pakistan’da askeri operasyonlar sonucu sınırdan Afganistan’a geçiş yapan kim olduğu belirsiz peştun ve diğerleri bu bölgede terör havuzuna dahil olmuşlardır. Dolayısıyla Pakistan tarafından kovalanan bu kişilerin Afgan topraklarına kaçması, örgüt yöneticilerince avantaj olarak kullanılmıştır.
IŞİD’in Pakistan ve Afganistan bölgesinde liderden biri olarak tanımladığı, IŞİD liderine biat etmeden önce uzun süre “Pakistan Talibanı” olarak bilinen yapının komutanı olarak faaliyet sürdüren Hafız Said Khan bir propaganda videosunda görülüyor. 2016’da ABD ve Afgan güçlerince gerçekleştirilen ortak operasyon neticesinde Nangarhar vilayetinde, içlerinde üst düzey sorumluların bulunduğu yaklaşık 300 kişilik bir gruba yaptığı insansız hava saldırısı sonucunda öldürüldüğü bildirildi. Bu operasyonu takip eden süreçte, Hafız Said gibi birden fazla üst düzey yönetici NATO, ABD ve Afgan güçlerinin ortak çabaları sonucu yok edildi. Örneğin Abu Sayed ve Abdül Hasib birbirlerine çokta uzak olmayan lokasyonlar içinde ve benzer operasyonlar ile ortadan kaldırılan diğer yöneticiler idi. Bu konu içerisinde ABD ve NATO güçlerin bu kadar yer almasının sebebi, uzun süredir sürdürülen operasyonlar ve atılan adımlar neticesinde bölgeye yerleşmiş, ezberlemiş ve çabuk reaksiyon gösterebilen güçler olmaları idi. Tıpkı Rusya’nın Suriye attığı adımlar ve aynı özellikleri gösterebilen güçler haline geldikleri gibi.

Rus yetkililer bu sürece doğrudan dahil olmasalar bile detaylı bir şekilde inceleyip takip ettikleri bu eylemlere yer yer destek vermişlerdir. Bütün bu gelişmeler ülkenin Güney Batı vilayetlerinde meydana gelirken, Kuzey ve Kuzey Batı bölgeleri Rusya topraklarına ve komşularına yakın olması nedeni ile daha yakın bir tehdit olarak tanımlanabilir. Zira Rus devlet yetkilileri ve Rus medyası bu bölgelerde olan gelişmeleri yakında takip etmektedirler. Örneğin    Rusya ve Orta Asya’dan militan toplama konusunda iyi olan bu liderin öldürülmesi çözüm olarak görülmemektedir. Birden fazla lider ve farklı oluşumların olması, tepeden yıpratılmasını ve dağıtılmasını zorlaştırmaktadır.

Uzun süredir askeri operasyonlar içerisinde yer  ABD başta olmak üzere NATO, terör bölgelerine belirli aralıklarla operasyonlar yapmaktadırlar. Afgan güvenlik güçleri ve kurumlarını eğitmek, danışmanlık yaparak Afgan kuvvetlerine yardımcı olmak için NATO liderliğindeki yeni bir misyon (Kararlı Destek), Ocak 2015’te başlatıldı. NATO müttefikleri ve ortakları, Afgan güvenlik güçlerini ve kurumlarını daha geniş çaplı olarak finanse etmeye de yardımcı oluyorlar. Kararlı Misyon ve diğer NATO operasyonları dışında, ABD ise kara ve hava gücünü etkili kullanarak terör bölgelerinde askeri operasyonlar gerçekleştirdi.

ABD Hava kuvvetleri tarafından yapılan bir hava saldırısı, Nangarhar vilayetindeki Mohmand Vadisi’nde Afgan Komando operasyonları sırasında bir IŞİD pozisyonunu yok edişi. (4 Şubat 2018) Kış boyunca, Komandolar, Mohmand Vadisi’ndeki Afgan sivil merkezlerinden yedi kilometre uzaklıktaki örgütü püskürttü.) Afgan güvenlik güçlerine hava ve istihbarat desteği veren ve birlikte hareket eden ABD kuvvetleri örgüte ortak operasyonlar düzenlemektedir.
Bölgede özellikle devriye güçlerine ve çeşitli misyonlara sahip NATO, ABD Kuvvetlerine taciz atışları, konvoy saldırıları, intihar saldırıları ve kuşatma-baskın gibi çeşitli tiplerde eylemler görülmektedir. Yıllar boyu süren çatışmalar zaman zaman azalıp artsa bile tamamen bitmenin çok uzağındadır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Elbette IŞİD liderlerinin Kuzey ve Doğu Afganistan’da varlık göstermeye başlamaları, firar ve kayıplarla zayıflayan Afgan güvenlik güçlerinin yıpranması ile, komşusu Rusya tarafından izlenmekteydi. Doğrudan yapılacak saldırılardan ziyade, örgütün Rusya sınırları içerisine sızıntı yapması,eleman kazanması ve kargo yolu görevi görmesi gibi durumlar Rusya’nın endişeleri arasındadır. Rusya’nın BM Daimi Temsilcisi Vitaly Churkin, 19 Aralık 2016’da toplanan Güvenlik Konseyi oturumunda Afganistan üzerine önemli açıklamalar yapmıştır. “Afganistan’ın güvenlik durumunu çok dikkatlice ve yakından izliyoruz. Özellikle ülkenin Kuzey’in şiddetli bir şekilde kötüleşen ciddi endişelerimiz var. Rusya Federasyonu bu sebeplerle terörle mücadele kapsamında Afganistan‘a 10 bin otomatik tüfek, helikopter ve çeşitli askeri araçlar vermiştir.”

Vitaly Churkin, özet olarak Afgan güçlerinin destekçisi olacaklarını ve ülke istikrarsız ve otoriteden yoksun alanlarını kontrol almak için Afgan ortakları ile işbirliğini arttıracaklarını belirtmiştir. Aynı şekilde ülkenin askeri varlığına katkıda bulunarak, mücadele yeteneğinin geliştirilmesi hususunda gayretleri olduğunu vurgulamıştır. Ülkenin Kuzeyinde kötüleşen durumun farkına varan Ruslar, hem ülke içinde hemde ülke dışında kendilerini hedef gösteren grupları engellemeye yönelik çalışmalara hız vermiştir.

Göreve 2006 yılında gelen Vitaly Churkin, 65.yaşına girmeden bir gün önce, New York ofisinde ölü bulundu. Kalp krizi olarak belirtilen ölümünden sonra, Rusya’nın agresifleşen tavrını dile getiren Vasily Nebenzya , yakın bir zamanda yaptığı açıklamada güvenlik kaygılarının onları endişelendirdiğini belirterek “Genel olarak, Afgan makamlarından ve o ülkeye yerleştirilen yabancı kontenjanlardan, kuzeydeki bölgelerin terörist unsurlardan temizlenmesi için daha kararlı çabalara ihtiyaç var” dedi. Ayrıca Ruslar, bölgede bulunan IŞİD oluşumun, ülke dışından silah ve cephane desteği almasına vurgu yaptılar.

Özellikle Rusya, Faryab ve Cüzcan vilayetleri, yani ülkenin Kuzeyi olan Türkmenistan sınırının bulunduğu bölgelere atıf yapmaktadır. Bunun nedeni silah ve eleman yardımı alan bu bölgelerin, araçlar ve işaretsiz(kimliği belli olmayan) helikopterler tarafından ziyaret ediliyor oluşudur. Ancak ellerinde herhangi bir otoriteyi suçlayıcı kanıt belirtmemelerinden dolayı, Afgan yetkililere araştırma ve soruşturma teşvikinde bulundukları görülmektedir. Rusya, BM’de gösterdiği bu yaklaşımı yenileyerek Pakistan ile aynı Afganistan’la yaptığı gibi işbirliği ve yardım antlaşmaları yapmaktadır. Lakin unutulmamalıdır ki, sevkiyat ya da diğer yardımların kesilmesiyle örgütün sonu gelmemektedir.

IŞİD ve bağlı grupları, Rus sınırlarının geçişinin zor olacağını ve oranın Suriye olmadığını bildikleri için, genel olarak Rusya’nın etrafında bulunan eski Sovyet ülkelerinde örgütlenmeye özen göstermiş, adeta etrafını sarmaya çabalamıştır. Bu durum, özellikle Özbekistan gibi ülkelerden Rusya’ya çalışmak için (genellikle inşaat sektörü) giden kişilerin arasına sızmaya çalışmalarına sebebiyet vermiştir. Tek bir merkezden değil, Orta Asya’nın çeşitli bölgelerinden sızma girişimine girmelerinin önüne geçilememiş oldukları, yapılan eylemlerden anlaşılmaktadır. Bu eylemler yapılırken Rusya sınırları içine ve büyük kentlere sızan 5-15 kişilik terör hücreleri, sanal ortamda iletişim kurdukları sorumlular(üst düzey ya da spesifik muhataplar) tarafından yönlendirilmiş, ihtiyaçları tedarik edilmeye çalışılmıştır. Bu hücrelerin başında olanlar Dağıstan, Çeçenistan, Özbekistan ve Tacikistan gibi yerlerde ikamet edip, güvenlik güçleri tarafından yakalanmalarını zorlaştırmayı hedeflemişler.

Sınırların dışındada tehditler devam etmiştir. Özellikle IŞİD’in global “vizyonu” ve bu vizyon üzerine geliştirdiği propaganda ve teknikler sonucunda, örgütün hedef aldığı devletlerin vatandaşlarını ana vatanları dışında hedef almayı düşünmektedir. Bu durum göz önüne alındığında, Rusya vatandaşlarının özellikle Asya turizmine katkı yaptıkları düşünüldüğünde örgütün bunu değerlendireceği saptanmıştır.

Pattaya, Tayland. Rus turistlerin yoğun olarak tercih ettikleri yerlerden biri olması sebebiyle bir hedef bölgedir. Sadece turist yoğunluğu değil, Rus karşıtı terör yapılanmalarının hareket ve eylem kabiliyetinin diğer kıtalara göre daha rahat olduğu bir bölgede olması önemli bir faktördür.

Şekilde şehirlerde yabancı ülke vatandaşlarının sıkça gittiği yerleri tespit ettikleri belirlenen bu gruplar, Rusya’nın kendi vatandaşların koruma refleksini harekete geçirmişlerdir. Rus güvenlik makamları ve özellikle FSB, Asya’da Rus vatandaşlarının sıkça ziyaret ettiği yerleri korumakla hükümlüdür. Bu tip lokal olmayan terör örgütleri düşman belirledikleri ülkelerin vatandaşlarını hedef almasından dolayı, bu vatandaşların sık ziyaret ettikleri yerlerde potansiyel riskler taşır. Bu durumun farkında olan ülkeler Dışişleri aracılığı ile risk gördüğü yerlere seyahat uyarısı koyar ya da söz konusu ülkelere istihbarat paylaşımı yapıp önlem alma noktasında bir adım atabilir.

Örneğin 2015 yılında Tayland Polisi tarafından hazırlanan bir raporun kamuoyuna sızmasıyla, hissedilen ve beklenen tehlikelerin haklılığının bir kez daha oraya koymuştur. Rusya Federal Güvenlik Servisi (FSB) tarafından oluşturulan bu uyarı yazısına göre, Suriyeli ekibin 15 – 31 Ekim tarihleri arasında Rus vatandaşlarını hedef alma gayesi ile Tayland’a giriş yaptıkları uyarısında bulunuluyor. Belgede Suriyelilerin ayrı seyahat ettikleri belirtiliyor ve “Dördü Pattaya’ya, ikisi Phuket, ikisi de başkent Bangkok’a gitti. Diğerlerinin nereye gittiği bilinmiyor” deniyor.

Tayland polisinden sızan, ülkenin gazetelerinde yayınlanan kurum içi belge, FSB’nin, Tayland sınırlarına giren IŞİD bağlantılı kişiler hakkında aldıkları uyarı ve bilgileri içeren 27 Kasım 2015 tarihli “Acil” ve “Çok Gizli” kodlu belge.

Bu duruma benzer şekilde şehirlerde yabancı ülke vatandaşlarının sıkça gittiği yerleri tespit ettikleri belirlenmiş, öncelik olarak Rus vatandaşlarını ve diğer Batılı ülke vatandaşlarını hedef almayı planladıkları belirtilmiş. Tayland, bu uyarının yapıldığı yıllarda yıllık 2 milyona yaklaşan bir Rus turist akışına sahip idi. Ancak bu sadece bir örnek olup, bu tehditlerin diğer ülkeler içinde geçerliği olduğu ve buna benzer izleme faaliyetlerinin yapıldığını unutmamak gerekir.

Sadece bu gibi farklı coğrafyalardan girişler değil, yakın tehditler yine Tayland güvenlik güçlerinin diken üstünde olmasına yetmiştir. Tayland’ın güneyindeki Malezyalı İslamcı grupların içinde IŞİD’e biat eden gruplar olduğu görülmüştür. Aynı şekilde ülke içinde ayrılıkçı İslami hareketlerin varlığı ülke içi tehditler arasındadır.

2015’te Tayland’ın başkenti Bangkok’ta her gün binlerce Budist’in ziyaret ettiği Erawan Tapınağı’nın önünde meydana gelen bombalı saldırıda 15 kişi öldü, 80 kişi de yaralandı. Bu olay sosyal medya üzerinden yüzlerce IŞİD sempatizanının durumu kutlamasına neden oldu. Sadece Asya bölgesinde değil, çeşitli yerlerde yapılan bu gibi saldırılarda, saldırı ile alakasız olsalar bile bu tür sempatizanların sevinç paylaşımlarına rastlamak mümkündür.

Zaten sorunlu olarak bir siyasi iklime sahip olduğunu gördüğümüz Kafkasya bölgesinde, IŞİD’le lokal direnişten uluslararasılaşma yönünde ilerleyen silahlı gruplar bitirilememektedir. Rusya, özellikle son zamanlarda Dağıstan ve Çeçen Cumhuriyeti üzerinde baskılarını arttırmaktadır. Artmasının nedeni ise terör tehlikesinin artması ve eskiye göre yerel siyasetçilerin bu durum için daha kullanılabilir olmasıdır. Bölgede yaşayan muhalifler, Rusya’nın “diktatörlük” ve “anti-muhalif” rejimi uyguladığını ve hukuksuz şekilde çeşitli müdahaleler yapıldığını öne sürmektedirler.

Bütün bunlar bir kenara bırakıldığında, kalan tek gerçek bu bölgelerde Orta Doğu, Orta Asya ve bazen Kuzey Afrika’dan giden terör mensuplarının bölgeden ziyade oluşturdukları hücrelerle Rusya’nın büyük şehirlerine ve bulundukları bölgelere tehlike arz etmeleri. Aynı şekilde bu bölgelerden kendileriyle birlikte getirdikleri patlayıcı maddeler, silah, mühimmat ve sahte evraklar gibi terör eylemlerinde kullanılmak üzerine getirenler araçlarda bu rotanın tehlikesini kanıtlamaktadır.

 

Sınır Ötesi Gelen ve Giden Tehditler

FSB, Dağıstan başta olmak üzere Kafkasya, St.Petersburg ve Moskova’da bulunan terör hücrelerine 2014-2018 yılları arası giderek artan bir şekilde operasyonlar düzenlemiş, baskınlar sırasında alınan bilgilerle birlikte planlanan terör eylemlerini engellemeyi başarmıştır. FSB’nın RT aracılığı ile yayınladığı baskın görüntülerinde, ele geçirdikleri materyallerin önemleri görülmektedir. Rusya Federal Güvenlik Servisi (FSB), aşırılık yanlısı militanların pasaport ve diğer belgeleri hazırlamakla görevli uluslararası bir suç grubunun 14 şüphelisini ve terör görevleri için Rusya’ya gelenleri tutukladı. Bu uluslararası ve sadece Moskova’da faaliyet göstermeyen grup, IŞİD ile aynı görüşlere sahip bile değildir. Bazıları Müslüman olsa da, üyelerin birçoğu Müslüman ya da Müslüman kökenli bile olmayıp, Hristiyan veya o kültüre sahip kişilerdir. Maddi çıkarın ortak noktaya getirdiği bu durum, örgütün bölgesi dışında iddia ettiği kadar “tutucu”ya da “radikal” olmadığını göstermektedir. Bu durum ek olarak, IŞİD’in küresel suç gruplarıyla maddi işbirliğini, “inançsızlarla” bile iş yapabileceklerini göstermektedir.

Rusya toprakları içerisinde faaliyet gösteren ve sayıları az olmayan bu gruplar, ürettikleri sahte evrak ve pasaportlar ile Suriye’ye veya başka bir bölgeye gitmeye hazır olan militanlara ve örgütle bağlantısı olmayan yasa dışı göçmenlere kolaylık sağlamaktadırlar. Kiralıkladıkları evlerde sahte belgeler, pullar, özel üretim makineleri ve çeşitli formlar depolayıp evrak üretimi için laboratuvar ortamı oluşturmaktadırlar. İkamet ettikleri evleri belirli aralıklarla değiştiren bu gruplar, kiralık evleri tercih etmektedirler. Aynı şekilde internet üzerinde yaptıkları faaliyetlerde adresleri ve bilgilerini gizleme amacıyla yükledikleri ve kullandıkları programlarla da satış kanalları oluşturmaktadırlar. Görüldüğü gibi terörden ziyade suç faaliyetlerini sürdüren bu gruplar Rusya’nın ulusal güvenliğine tehdit oluşturmaktadırlar.

Bu evrakları çeşitli kontrol noktalarında kullanan militanlar, genel olarak faaliyet gösterdikleri bölge olan Rusya başta olmak üzere Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan, Türkmenistan, Özbekistan gibi ülkelerden edinilmektedir. Rota, Rusya’nın içine girmek için düzenlenmiş ya da savaş bölgelerine gitmek için düzenlenmiş de olabilmektedir. Ancak savaş bölgelerinden gelen militanlar, ülkesine kaçan veya başka sebeplerden gidenler dışında, IŞİD liderleri tarafından, yüksek düzeyde sorumluluk verilen militanlar olması sebebiyle daha titiz çalışmaktadır. Bölge dışından Suriye’ye ya da başka bir savaş bölgesine giren bu militanların, rotalarında kullandıkları pasaport ve diğer evrakların bu bölgelere girdikten sonra ellerinden alınması dikkat çekicidir. Örgüt, yabancı savaşçının pasaport ve evraklarını aldığı zaman geri dönüşünü imkansızlaştırmak ve kendisine bağlı kılma amacını uygulamaktadır. Örgütten kaçmış birçok yabancı savaşçı, bu durumun yaşandığını doğrulamış ve ellerinden alının evrakların onların işlerini zorlaştırdığını, şaşkınlıklarını dile getirmişlerdir.

Rusya hükümeti, terör faaliyetlerine karşı geniş hukuki önemler almış, ilave kanunlarla güvenliği arttırmaya çalışmıştır. Rusya, antiterörizm faaliyetlerini kolaylaştıracak geniş bir Ceza kanuna sahip olmasına karşın, son yıllarda çeşitli yasalarla bu gücü genişletmek ve derinleştirme ihtiyacı hissetmiştir. Bu durum, muhalif kesimler tarafından eleştirilmiş ve protestolara neden olmuştur. Ancak sınır güvenliği  ve terörizm faaliyetlerini zorlaştırmak için önemli yetkiler devlete verilmiştir. Buna örnek olarak Rusya Meclis Alt Kanadı Duma’nın Güvenlik ve Yolsuzlukla Mücadele Komitesi Başkanı İrina Yarovaya’nın meclise sunduğu ve devlet başkanı Vladimir Putin tarafından imzalanan Yarovaya Paketi verilebilir. Paketten kısaca bahsetmek gerekir ise, burada federal yasa ve yönetmeliklerin Ceza ve Ceza Muhakemesi üzerinde tadil görülmektedir. Paket, terör kapsamında yer alan suçların daha fazla katılaştırılmasını ve caydırıcı olmayı hedeflemiştir.

Paket, birçok suç faaliyetinin (silahlı grup faaliyetleri gibi) mevcut hapis sürelerini uzatmış ve ağırlaştırmıştır. Bunlarla birlikte, İnternet servis sağlayıcıları ve mobil şebeke operatörleri için 2018 yılında yürürlüğe girecek olan ve belirli kesimlerin eleştirdiği çeşitli yükümlülükler ve önlemler alınmıştır. Ayrı bir yapılanmada, değişiklikler “internet ortamında terörizmin övülmesi/gerekçelendirilmesi” için cezaları sertleştiriyor: azami para cezası bir milyon ruble’ye, maksimum cezanın beş yıldan yedi yıla kadar çıkması örnek olarak gösterilebilir. Ayrıca sosyal medyayla yine bu övmeyi gerçekleştirenin paylaşımını paylaşmakta cezadan etkilenmekte, ilk paylaşan siz olmasanız bile aynı muameleye tabii olmaktadır. Bu noktada Roskomnadzor (Rusya Telekomünikasyon Kontrol İdaresi) federal devlet için önemli bir partner olarak sahneye çıkmaktadır. Yeni düzenlemeler kolluk kuvvetlerini yani polis ve FSB memurlarının ellerini rahatlatsa bile, insan hakları savunucularına ve avukatlara göre bu tür gönderiler yoruma açık olabilir ve muhalifleri baskı altında tutmak için kullanılabilir.

Telegram Krizi

Sınır güvenliği ve kaçak geçişler, organize faaliyetler ile bunlar yapılması bu suçları kapsamaktadır. Dolayısıyla ceza ve önlemin artması, bir derece bu durumu hafifletme şansı anlamına gelebilir. Özellikle iletişim kanallarına yönelik izleme ve veri toplamaya hükümlülükleri terör hücreleriyle bağlantılı suç örgütlerine yöntem değişikliği dayatabilir. Önceki yıllarda Rusya’da faaliyet gösteren ve eylem yapan militanların belirli iletişim kanallarına sadık kaldıkları görülmüştür. Rus yetkililer bunlardan özellikle bir tanesinin peşine düşmüştür. Rus bir bilgisayar programcısı olan Pavel Durov tarafından geliştirilen ve hızla büyüyen popüler Telegram uygulaması, hem Rusya’da yapılan IŞİD propagandasının bir parçası olmuş, hemde militanların aralarında kurdukları iletişime ev sahipliği yapmıştır.

Petersburg Saldırganı “Kırgızistan” asıllı Rus vatandaşı Akbarzhon Jalilov, eylem planında yer alan metro istasyonuna giderken.

 

Buna örnek olarak 3 Nisan 2017’de Rusya’nın St.Petersburg şehrinde düzenlenen metro saldırısının intihar bombacısı Akbarzhon Jalilov gösterilebilir. Kendisi ile birlikte 16 kişinin hayatına son veren Akbarzhon Jalilov ‘un IŞİD mensuplarınında bulunduğu Telegram gruplarına girdiği ve başka terör unsurlarıyla Telegram aracılığı ile iletişim kurduğu belirlendi. FSB, yaptığı soruşturma neticesinde saldırganın yönlendiricilerinin olduğunu ve Telegram’ın aracılık ettiği bir durum ile karşı karşıya olduklarını açıklamıştır. St.Petersburg saldırganının, hazırlık aşamasında diğer ortaklarından tavsiye ve direktif alması durumun ne kadar kritik olduğunu ve neden Rus otoritelerin Telegram’ın üzerine gittiğini açıklamaktadır. Bununla birlikte Dark Web ve world wide web gibi ortamlarda bulunan, “DIV Video” denilen uzmanların doğrudan yardımı olmadan gerçekleştirilen, bir şeylerin oluşturulmasına yarayan (genelde intihar eylemleri için kullanılacak olan patlayıcıların hazırlanması) video kliplerin bu kanallar yoluyla paylaşılması durumu göze çarpmaktadır.

Telegram Dünya çapında 200 milyondan fazla kullanıcıya servis vermekte olup, bunların 60 milyondan fazlası Rus kullanıcılardan oluşmaktadır.

Ancak incelenmesi gereken, IŞİD bağlantılı konuşma gruplarının sayısı, micro düzeyde bir incelemeye gerektirecek kadardır. Dolayısıyla bu uygulamayı terör faaliyeti amacıyla kullanan kesim, %1 bile olamayacak sayıda az, nadir ve bulunması zor kişilerden oluşmaktadır. Geri kalan milyonlarca kişinin herhangi bir terör bağlantısı yoktur. Bu sebeple Rus devlet kurumlarının uygulamanın gizliliğini ortadan kaldıracak kodları Telegram yönetiminden istemesi, Rus muhaliflerin hoşuna gitmemektedir. Geri kalan %99’luk kısmın izlenmesi, Telegram yönetimine göre gizliliğe aykırı olacaktır. Bu çekişme, programın Rusya çapında mahkeme kararıyla kapatılmasına giden süreci oluşturmuştur.

Sınır güvenliği konusununda da bu gibi tehlikelerden bahsedilebilir. Ülke dışına çıkmaya çalışan IŞİD üyelerine veya savaşçılara aracılık eden gruplara yapılan ev baskınlarda, bilgisayar ve telefonlarında faaliyetlerini yürütürken Telegram ve benzeri şifreli mesajlaşma uygulamaları kullandıkları tespit edilmiştir. Sınırın ötesindekilerle veya şehirde yaşayan aktörler ile kendilerince güvenli bir şekilde iletişim kurduklarında, başarı şanslarının arttığı görülmektedir. Rus yetkililer, bu durumu kamuoyuna sıkça izah etmeye çalışmıştır.
Bu paketle birlikte, 2016’dan beri uygulanan mobil şebeke operatörlerinin tüm meta verileri (tarih, gönderen-alıcı bilgileri, metin mesajları vb) 3 yıl boyunca saklaması üzerine bir yükümlülük daha eklendi. Buna göre 1 Temmuz 2018 tarihinden itibaren Rus hükümeti operatörlerin aldıkları dataları daha rahat ve geniş bir tepside önlerinde bulabilecek. Mevzuatın, telefon ve internet sağlayıcılarının tüm iletişim kayıtlarını altı ay boyunca ve tüm meta verileri üç yıl boyunca saklamalarını ve istihbarat kuruluşlarının şifrelenmiş mesajlaşma hizmetlerini çözmelerine yardım etmesini zorunlu kılması, görülen bu terör faaliyetleri neden gösterilerek geliştirilmiştir.
Rus Özel Kuvvetleri Nazran şehrinde terörle mücadele operasyonu sırasında ele geçirdiği bomba yapım malzemesi ve silahlardan bir kare. FSB’nin yayınladığı görüntüler, örgüt elemanlarının stoklarını gözler önüne sermekte. Bu gibi meskun bölgelerde, terk edilmiş veya yıkılmış binalar, depolar vb yerleri istismar ettikleri anlaşılmaktadır.

 

Oluşturdukları terör ağları yalnızca militanların geçişleri, örgütlenmesi ya da yönlendirilmesi amacıyla değil, eylemler ve diğer faaliyetler için silah, mühimmat, malzeme ve örgütsel eşyaları içinde hayatidir. Bunların geçişi, temini ve saklanması yapacakları eylemler açısından kritik bir faaliyettir. Rusya, anti-terör operasyonları sırasında onlarca örgütsel malzemeyi ele geçirmiş ve silah depolarını ifşa etmiştir. Dolayısıyla bu malzemelerin geçişi ve temini, sınır güvenliği konusunun içinde yer almaktadır. Rus güvenlik güçleri, yaptığı başarılı operasyonlar sayesinde örgüt faaliyetlerini ve tekniklerini analiz etme fırsatı bulsa bile, karşılarında oldukça dinamik ve pratik bir şekilde yöntem değiştirebilen gruplar yer almaktadır.
Bu materyallerin temini için organizasyon, kaçakçılık, maddi güç elde etme gibi faaliyetler sırasında Telegram başta olmak üzere benzer mesajlaşma programlarının kullanıldığı saptanmıştır. Rusya’nın içinde bulunan lokal gruplar yurt dışından sadece öldürücü nitelikte materyaller ya da eylemler için kullanılacak bir malzeme kaçırmak istememektedir. Para kaçırmak ve nakit havuzu oluşturmak tıpkı diğerleri gibi yurt dışından gelen önemli tehditler arasındadır.
FSB ve diğer yetkili kurumlar bu para akışını kesmek ve ifşa etmek için çaba sarf etmektedirler. Son olarak FSB basın servisi yaptıkları bir operasyon hakkında bazı detayları paylaştı. Aralık 2018’de sonuç aldıkları bu operasyon ile FSB, IŞİD ve Jabhat el-Nusra için para toplayan bir yeraltı ağını çökertti. Grubun aktif olarak Çeçenistan, Moskova, Dağıstan ve İnguşetya bölgelerinde faaliyet gösterdiğini anlaşılıyor. Mesajlaşma uygulamaları ve sosyal ağlar aracılığı ile belirli kesimleri etkilemeye çalıştılar. “Terör örgütlerine mali yardım sağlamak” suçundan yargılanan bu kişiler, yardım kisvesi altında geniş bir ağ kurdular.
Salsabil ve  The Muhajiroun gibi yardım vakfı görünümünde, cami yapımında ve dar gelirli kimselere yardım gibi çeşitli “hayır” görevleri yaptığını söyleyerek maddi gelir elde eden organizasyonların bu ağın içinde olduğu tespit edilmiştir. Bu tür ağlar pek çok terörle mücadeleye önem verdiğini dile getiren Avrupa ülkesinden beslenmektedir. Sanal ortamda banka, kredi kartı bilgiler, kripto paralar bu gibi ağlar tarafından kullanılmaktadır. Yine bu operasyonla çökertilen ağda aynı yöntemler görülmüştür.
Çökerttikleri ağın geçmişinde olan isimlerden biri Arbi Alautdinovich Barayev. Çeçen-Rus savaşlarının içinde bulunmuş isimlerden olup, ailes fetlerinde isyancı komutanlar bulunmaktaydı. Batı’dan iş için gelen varlıklı kimseleri, çeşitli kurum görevlilerini, yardım organizasyonu görevlilerini kaçırarak önemli maddi gelir kazandığı bilinmektedir.

Kadınlar kendi adlarına açılan hesaplar ile banka transferleri için kullanılmaktadır. Sadece bu iş için değil farklı alanlar içinde kullanılabilmektedir. Bunun temel nedeni toplum algısından dolayı daha az şüphe çekmeleridir. Suriye ve farklı bölgelerde radikal gruplara katılan kadınlar daha sonra ülkelerine döndükleri zaman bugün faaliyetler içinde girebilmektedirler. Nitekim bu olayda da 2 Rus kadının bu işleri yaptıkları belirtilmiştir. Açıklanan rakama göre bu kişilere $573,300 değerinde Rus rublesi aktarılmıştır. Bu rakamın yarısının bile terör faaliyetleri için kullanılması potansiyel tehdidin ne kadar ciddi olduğunu göstermektedir. Bu paralarla bağlantılı kartlar ve diğer ekipmanlar söz konusu şüphelilerin yerleşkelerinde bulunduğu açıklanmıştır. Farklı yerleşkeler, şehirler ve kişiler görülse bile örgütün kökü, beyni ve güvenli bölgesi sorunlarla dolu Kuzey Kafkasya olarak addedilmektedir.

2018 yılı içinde yine Rusya’nın içinden, ancak tam tersi bir amacı güden bir ağ daha tespit edilmiş idi. Yine benzer bir operasyon ile önemli ayrıntılar paylaşıldı. Bu sefer Rusya dışına çıkan para transferleri görülmektedir. Soruşturulan bir kadın, Kabardey-Balkar bölgesinde faaliyet gösteren aşırılık yanlısı grup üyeleri ile bağlantısı olan başka bir kadının hesabına 1 milyon ruble para aktarmak ile suçlandı. Rusya Araştırma Komitesi, Strejevoy şehrinde ikamet eden kadını “terörist faaliyetlere finansman olma şeklinde destek vermesi” sebebiyle dava açtı. Paylaşılan ayrıntılara göre bu kadın düzenli olarak, Almanya’da yaşayan ve Kuzey Kafkasya’da faaliyet gösteren militan grubunun üyeleriyle evlenmiş olan başka bir kadına düzenli olarak para transferi yaptı. Kadının evinde terör örgütlerine ait materyeller bulundu. Kadının bu faaliyetleri gerçekleştirirken, Telegram bünyesinde yer alan gizli konuşma odalarını kullandığı (banka bilgilerinin paylaşılması) tespit edildi.
Silahlı mücadele içinde olan örgütlerde,  bu gibi maddi işlerden sorumlu kimselere ve ağlara sıkça rastlanmaktadır. Devletler gibi belirli hiyerarşik yapılarının olması, yetenek dağılımı, bağlantı potansiyelleri, milliyetleri gibi çeşitli faktörler onları organize olmaya itmektedir. Rus istihbarat servisinin çökerttiği bu ağ, onlarca örnekten bir tanesidir. Özellikle Suriye’de faaliyet gösteren gruplar daha çarpıcı para akışına sahiptirler.

Konjonktür Farklılıkları ve Yayılma

Konjonktür farklılıkları şüphesiz silahlı grupların, militanların ve diğer unsurların faaliyetlerini, hareketlerini ve düşüncelerini etkilemiştir. Geçmişte kendini Selefi diye nitelendiren birçok genç ve orta yaşlı yerliler savaşmak için kuzeye, Çeçenistan ve Dağıstan gibi Rus Cumhuriyetlerine gidiyorlardı. Bu uzun ve yorucu direnişin zaman çizelgesinde, bu kaymalar ve savaşçı rotalarının olması yeni bir durum değil. Çeçen ayrılıkçı Doku Umarov’un liderliğini yaptığı çatı örgütü Kafkas Emirliği bayrağı altında savaşıyorlardı.

Ancak Mart 2011’de Suriye’deki isyanın başlamasından bu yana, giderek artan sayıda Çeçen, Kafkas Emirliği’nin çağrısını bırakıp, Esad’ı devirmek isteyen Sünnilerin çoğunlukta olduğu isyancılara yardım etmek için Suriye’ye gitti.

Gürcistan’daki Çeçen toplumunun önde gelenlerinden Umar İdigov şu anda Suriye’de savaşan 200 kadar Çeçen olduğunu belirten açıklamaları basına yansıdı. Bu ve diğer devlet adamlarının yaptığı açıklamalar ve verdiği rakamlar, sadece tespit edilen rakamlardır. Bu rakamlardan daha fazla varlık gösterdikleri söylenebilir. Ancak Kafkasya-Suriye rotasında gidip gelen örgüt liderleri ve militanları, yer yer ayrışma içine düşmektedirler. Bir kısım Suriye’ye gitmeyi kaçmak olarak nitelerken, diğerleri yine Kafkasya davaları için bir tecrübe ve fırsat olarak görüyor.

Ajnad el-Kavkaz örgüt militanlarının bir operasyon sırasında çektirdikleri fotoğraf. Orta Asya ve Kafkas ağırlıklı örgüt yapısına sahip, içerisinde lider yüzü olarak gözüken emir ve politika belirleyen şura konseyi (birden fazla üst düzey yöneticiyi barından yapı) barındırmaktadır. Ajnad, söz konusu bu yapıya sahip en bilinen örgütlerden biridir. Rejim güçlerine yaptıkları baskınlar ve uzun soluklu operasyonlar ile kendilerine söz ettirmişlerdir. Görüntü, tarz, teknik, yöntem ve savaş felsefesi olarak IŞİD gibi “cihatçı” terör örgütleri ile farklılık gösterebilir.

 

Suriye’nin İdlib kentinde çekildiği belirtilen ve Ajnad tarafından sosyal medya hesaplarına servis edilen propaganda videosu içerisinden görüntüler. Örgüt, benzer örgütler gibi klasik bir “gösteriş” sergileme amacı ile görüntülü propaganda yapmaya çalışmaktadır. Militanların giydiği taktik kıyafetler, askeri ekipmanlar ve NATO, Rusya, ABD kara kuvvetlerinin envanterinde bulunan kaliteli silahlar ile güç gösterisi yapmaktadırlar.

 

Yüzleri kapalı olan bu militanların azımsanamayacak bir bölümü Kafkasya ya da Rusya’nın belirli vilayetlerinden gelmiş Rus vatandaşlarından oluşmaktadır.

 

Görüldüğü gibi kendi bünyesinden kopan tehditlerin, yine kendisinin bulunduğu ve adeta bir kurtarma görevi üstlendiği bir başka ülkeye gidip savaşması Rusya’nın karşısına terör tehdidi olarak çıkmaktadır. Bazıları daha önce kendi topraklarında faaliyet gösteren ve Rus yetkililer, belki de kamuoyu tarafından kimliği bilinen kaçaklar, bir bölümü ise fişlenmemiş kişilerdir. Dolayısıyla Rusya, geri dönüp kendisini vurmak istemesi beklenen bu militanları izlemeye ve istihbarat toplamaya devam etmektedir.

Genel olarak Suriye ve Irak’ta savaşan ve Rusça konuşan militanlar “Çeçen Savaşçı” olarak adlandırılmaktadır. Bunun nedeni yılların getirdiği imaj ve düşünce kalıplarının, Rusça konuşan bir savaşçının Çeçen olduğu yargısını çabucak yerleştirmeye neden olmaktadır. Genel olarak böyle olduğu görülmektedir. Ancak bu durum zaman zaman yanıltıcı olabilir. Çünkü Kuzey Kafkasya ve çevresinden gelen savaşçılarının çeşitliliğinin günden güne artması, durumu daha karışık bir hale sokmaktadır. 21 Haziran 2015’te IŞİD’in Kafkasya’da “Kafkasya Vilayeti” ilan etmesi ve bu vilayetin Çeçenistan dışında Dağıstan, Kabardin-Balkar, İndiguş Cumhuriyeti ve Stavropol gibi yerleri kapsayıp buralardan savaşçı almaya başlaması önemli bir detay olarak görülmelidir. IŞİD, bu bölgelerden gelen yabancı savaşçılara propaganda faaliyetlerinde sıklıkla yer vermektedir.

Bu faaliyetleri yaparken, kendilerinin ne kadar kozmopolit ve geniş bir coğrafyayı etki altına alan bir güç olduklarını gösterme arayışı içindedirler. Tehdit edilecek ülkelere yönelik hazırladıkları propaganda videolarında, hedef ülkenin vatandaşını ya da dilini konuşan bir militanı sahneye çıkarmaları, hedef ülke vatandaşlarına dehşet ve teşvik niteliği taşımaktadır. Kendilerine samimiyet besleyen kesimlerin örgütü daha “içten” ve “ulaşılabilir” görmesi, diğerlerinin ise daha yakın bir tehdit görüp dehşet içine girmeleri amaçlarından bazılarıdır. Rusya’ya ve Rus vatandaşlarına karşı bunu sıkça kullandıkları görülmüştür.

Örneğin 2015 yılında 3 İnguş savaşçının öldürüldüğünü IŞİD’in Rusça faaliyet gösteren sosyal medya hesapları duyurmuşlardır. Bu gibi duyuruları örgüt, saklamamakta ve bazen övünç kaynağı olarak görerek yabancı savaşların öldüklerini açıklamaktadırlar. Dışa dönük faydaların yanında, aynı zamanda içsel kazançlardan söz edilebilir. Dışarıdan gelen savaşçılar, Suriyeli müttefikleri için moral niteliği taşımakta olup, Kafkasya’da edindiği tecrübeleri önemli bir kazanç olarak görülebilir.

Örgüt tabanı için dini motivasyonlar genelde ön plana çıkmaktadır. Örneğin Peygamber sözü olarak kabul edilen bazı hadislere atıf yapılarak “Şam’a gidip cihat yapmanın” uygun olduğunu düşünmektedirler. Bu gibi örnekler arttırılabilir ancak maddi kazanç sağladıkları unutulmamalıdır. Aynı şekilde, yıllarca Rusya’ya karşı direniş göstermiş ve yorgun düşmüş coğrafyanın çocukları olarak, rejimle savaşmanın Rusya ile savaşmak olduğunu düşünmektedirler. Bugün Beşşar Esad’ın büyük destekçisi olan Vladimir Putin’i, rejim üzerinden vurmak onlara cazip gelmektedir. Kafkasya’nın baskı altına alınması ve sınır güvenliğinin artması ile Kuzey’de tıkanmışlık yaşanmasıyla Güney’de yapılabilecek bir cihat, hem direnişleri hemde örgütün prestij ve geleceği açısından kritik görülmektedir.

IŞİD’in önde gelen Çeçen komutanlarından bir tanesi olan Tarkan Taymurazoviç Batıraşvili. IŞİD’e katılımından sonra Ebu Ömer eş-Şişani adını almış ve bu isimle popülerleşip, küresel teröristler listesine ismini yazdırmıştır. Geçen yıl örgüt tarafından öldüğü doğrulanan bu komutanın ölümü, Kafkasya bölgesine kurulan kanalların bozulmasına ve militan alım kabiliyetine vurulan bir darbe niteliği taşımaktadır. Rejim muhalifi Cunduş Şam Tugayı saflarında mücadele ettiği bilinmektedir.

2015’te Kafkasya bölgesinden giden militanların IŞİD’ katılım gösterdiği ortaya çıkmaya başlamıştı. Aynı zamanda tecrübesiz gençlerin yerel çetelere katılmak için dağlara, IŞİD’in organize ettiği operasyonlara katılmak için Suriye’ye gittiğini ve aracı bulmak istediklerini gören FSB, bu faaliyetleri olabildiğince takibe alıp kontrol etmeye çalıştı. Kafkasya Emirliğinden komutanlar birbir IŞİD’e bağlılıklarını açıklamaya başladılar ve bu giderek artmaya başlayan bir duruma dönüştü. Bunların en önemlisi Kafkasya Emirliği’nin kurucusu Dokka Umarov’un yakın dostu olarak bilinen Aslan Byutukayev oldu. Diğerleri gibi, bu örgütte hiyerarşi esaslı bir oluşum olduğu için, tabanın bu tür değişimlere reaksiyonu genelde olumlu olmaktadır.

Nitekim, 21 Haziranda yayınlanan bir propaganda videosu ile Kafkasya Vilayetini ilan ettiğini kamuoyuna duyurmuşlardır. Vilayet lideri olarak, 2007’den beri FSB tarafından Dağıstan başta olmak üzere birçok hücrede faal gösterdiği gerekçesiyle takip listelerine girmiştir.

Bunlarla birlikte, Suriye muhalefetini ezilen bir halk olarak gördükleri içinde, empati kurduklarını belirtmektedirler. Örneğin Cunduş Şam Tugayı yani Suriye’de IŞİD’in himayesinde savaşmış olan Çeçen örgütün lideri Şişanı, Al Jazeera’ye verdiği bir röportajda şunları söylemiştir.

“Suriye halkının yaşadıkları bize yabancı acılar değildi. Biz yıllarca benzer sıkıntılarla birlikte yaşamak zorunda kaldık ve bu halkın durumunu en iyi anlayan milletiz diyebilirim. Aramızda büyük benzerlikler var. Geldiğimizde ne kadar sıcakkanlı olduklarını gördük. Şam Ehlinden haber veren hadislerin bahsettiği gibi bir halkla karşılaştık ve onlar için savaşmaktan ve ölmekten herhangi bir pişmanlık duymadık.”

Görüldüğü gibi dini referanslarla harmanladıkları yardım düşüncesinin ön planda tutulduğu, bunun örgüt tabanında karşılık bulup onları harekete geçirdiği görülmektedir. Örgütün tabanında durum böyle olsa bile, yöneticilerin daha politik ve pragmatik düşündüğünü gözardı etmemek gerekir.

“Çeçenistan’da biz dört bir yanımız kuşatılmış durumda olduğu halde direndik. Yardım yok denilecek düzeydeydi. Burada Mücahit sayısı çok fazla ve cephane olarak da daha iyi durumdayız ve halk bizimle birlikte. Ruslar bu savaşı kazanamaz” açıklaması, kendi bölgelerinde yüksek güvenliğin ve kuşatılmışlığın ardından, sıkışık bir durumdan daha esnek bir oyun sahasına geçtiklerini görmek açısından önemlidir. Bu durum Rusya’nın Kafkas mücahitleri sebep göstererek dahil olduğu savaşın, mücahitleri daha fazla alevlendirdiğini ve savaş alanını genişletip rotalar oluşturulmasına yol açtığını göstermektedir.

Rus jetleri tarafından, IŞİD’in Fırat Nehri üzerinde Irak’tan Suriye’ye malzeme tedarik etmek için kullanılan bir köprünün bombalanması anı. Rus Hava Kuvvetlerine ait uçaklar özellikle ikmal yolları üzerinden IŞİD’in canını acıtmış, güç kesintisi yaşadıkları bölgelere rejim güçleri konuşlanmıştır.

IŞİD, üzerlerine yüzlerce bomba yağdıran ve mevzilerini yakan Rus güçlerine karşı sahada direniş göstermiş birçok Rus askeri, helikopter, tank ve uçağı hedef alınmıştır. Rus ordusu zaman zaman verdiği kayıplar ile gündeme gelmiştir. Ancak çatışma sahası sadece bir bölge ile kalmadığı için tehlikenin sıçraması durumu Rusya ve çevre ülkeler için tehlike arz etmektedir.

IŞİD, sosyal medyayı ve kamuoyunu yönlendirme konusunda tecrübeli bir terör örgütü olmasından dolayı, Ruslar için potansiyel tehdit olmanın ötesine kısa sürede geçmiştir. Yoğun etki gücü ve Rus devletinin gölgesinin zayıf olduğu bölgeler bu durum için kullanılmıştır. Zaten Kafkasya ve çeşitli bölgeler kendisine karşı artmakta olan “İslamcı” terör örgütleri, mevcut propoganda rüzgarına yakalanmış ve IŞİD’le temaslar sağlamaya başlamıştır. Bu durumda Çeçen bağımsızlık hareketlerini bastıran Rusların karşısında, yarattıkları kaostan doğan parçalı, dağınık, yeni ve daha hareketli düşmanlar üremiş oldu.

Çoğunlukla Vehhabi-Selefi ya da benzer düşüncelerle yapılanmış bu örgütler, Rusya hedefinden biraz saparak yüzlerini Suriye’ye döndüler ve kendi deyimleri ile “büyük düşündüler”. Zira artık halife altında birleşmiş bir topluluk olduğunu iddia etmişlerdir. IŞİD’in kaçak lideri Ebu Bekir el-Bağdadi’ye bağlandıklarını açıklamışlardır.

Bu zemini oluşturan ve IŞİD ile Kafkasya Emirliğinin arasında kurulan köprüleri oluşturan başlıca etmenler, IŞİD’in üst seviye Çeçen komutanlarının Çeçen mücahitler ile yaptıkları temaslar ve transferleri kolaylaştırmaları, örgütlerin fikir ortaklıklarının olmaları, örgütlerin Rus tarafından aldığı zararlar ve davalarını uluslararası arenaya yayma isteği olarak sıralanabilir.

Belirli örgüt yetkililerinin koordinasyon ile oluşturduğu militan koridorlarından giden onlarca Kafkas kökenli militan farklı grup isimleri ile kamuoyunun karşısına çıkmıştır. Özüne bakılacak olursa teknik anlamda ciddi bir farklılığa sahip olmayan bu gruplar, genelde güç kavgası ya da antlaşmazlık üzerine ayrılıp birleşerek hareketli bir yapıya bürünmüşlerdir.

Örnek olarak, bilinen adıyla “el-Cevlani” tarafından kurulan, kuruluşunda bizzat Afganistan’dan gelen El Kaide militanlarının yer aldığı ve bu sebeple El Kaide bağlantısı ile tanılan Jabhat el-Nusra Cephesi Cephesi ve Muhacirin vel Ensar grubunun birleşmesi gösterilebilir. Nusra Cephesi yani sonradan değiştirilen ismi ile Heyet Tahrir el-Şam saflarına geçen Ensar grubu, birleşerek daha güçlü olabileceklerini belirtip Ruslara ve Hristiyanlara karşı savaşmaya atıfta bulunmuştur. Bu gibi gelişmelere bakıldığı zaman, “teröre karşı önlem” odaklı olduklarını belirten Rus yetkililerin, Suriye macerasına atıldıkları andan itibaren daha çeşitli  ve artan tehditler ile karşı karşıya oldukları görülmektedir.

Muhacirin vel Ensar grubunun Twitter hesabından yapılan bağlılık bildirisi yayınlamıştır. Özellikle son dönemde silahlı örgütlerin sosyal medyayı yoğun bir şekilde kullandıkları görülmektedir. Bağlılık, savaş ilanı ya da kazanılan başarılar duyurulmaktadır. Bu sorunun artması ile söz konusu şirketler bu duruma müdahale ederek tespit edilen hesapları askıya alıp gerekli kurumlara bildirmektedirler. Örnek olarak bu bildirinin yayınladığı hesap askıya alınması gösterilebilir.

Rusya’ya Karşı Propaganda Faaliyetleri

IŞİD’in, Müslüman nüfuslu ülkelere yönelik yapmış olduğu propaganda ile Müslüman olmayan çoğunluğa sahip ülkelere yapmış olduğu propaganda arasında farklılıklar görülmektedir. Bunların başında “topluma içten yaklaşım” gelmektedir. Müslüman nüfusu yoğun olan ülkelere korkutma ve hakaret yerine, örgüte katılmalarını ve kendi oluşumlarına katılmaları gerektiği söylenmekteydi. Örneğin örgütün lideri olarak gözüken ve kendisini “halife” olarak tanımlayan, eski kamp esiri El Bağdadi, 2014’te yaptığı bir açıklamada  “İslam’in evine gelmek farzdır” diyerek diğer ülkelerden kendilerine katılabilecek Müslümanları kendilerine çekmeye çalışmıştır. Birden fazla propaganda videosunda, sadece örgütün yöneticilerinin değil, her kademe yer alan örgüt mensubunun bu daveti yaparak Müslümanlara sıcak ve çekici olmaya çalıştığı görülmüştü.

Ancak bu tutumun aksine, her ülkeye aynı içten yaklaşım yapılmamaktadır. Müslünan nüfusu azınlıkta olan ülkelere yönelik yaptıkları propaganda faaliyetlerinde, söz konusu ülkenin sivillerini ve yöneticilerini yok edeceklerine dair tehditler sıralamışlardır. Sözlü ve yazılı hareketleri, ayrıştırma ve tedirgin etme üzerine yoğunlaşmıştır. Bunu yaparken, düşman olarak tanımlanan ülkelerin (özellikle ABD öncülüğünde yer alan koalisyon ve diğer savaş halinde oldukları) askerlerini ya da casusluk faaliyeti icra eden sızmış elemanlarını yakaladıklarında, onları öldürmek suretiyle karşı tarafa göz dağı vermeye çalışmışlardır. Onları infaz ederken, kameraya aldıkları görüntüleri internet trolleri aracılığı ile hızlı bir şekilde yayarak, hem övünç hemde korku kaynağı olarak bunu kullanmaktadırlar. Söz konusu bu durum, diğer ülkeler gibi Rusya Federasyonun başına gelmişti. 2017’de Petrenko Afghene’nin öldürülüp görüntülerinin servis edilmesi buna bir örnektir.  IŞİD Ruslara karşı propaganda olarak kullandığı bu videosunda, örgüt içine sızmış bir “Rus Casusu” (sonradan dahil edilen, kurumsal bağlılığı yok) olan Petrenko Afghene’yi “diğerlerine ibret” olsun diye öldürmüş idi.

 

 

 

 

Propaganda videosunda, videoda konuşan siyah giyimli örgüt elemanı, “Bu aptal kendi devletinin yakalanması durumunda onu terk etmeyeceği vaatlerini inandı”gibi ifadeler kullanarak pişman olacağını belirtiyor. Aynı şekilde Rusya’yı tehdit etmekten vazgeçmiyor. Örgüt saflarında yer aldığı sırada, Kremlin ile kurduğu gizli kanallar ile örgütün içinden hassas bilgileri aktarmakta olduğu belirtilen (üst düzey militanlar hakkında bilgiler, Şişani gibi üst düzey örgüt liderlerine yakın olmak,  askeri operasyonlar vb ) propaganda videosunda, yine Rusça konuşan bir militan seçilmiş idi. Bütün bunlara ek olarak, videonun yayınlanış tarihinin Rusya’nın 1945’te Alman ordularına karşı aldıkları zafer üzerine bayram ilan ettikleri 9 Mayısta olması, yine yaptıkları propaganda faaliyetlerinin(aşağılama ve milli duygulara saldırı) bir göstergesi olarak görülebilir. 

 

 

Furat Press Rusça yayın yapan propaganda dergilerinden sadece bir tanesi. Bunun dışında örgüt, sosyal medya ve yaptığı birçok yayını Rusça yaparak örgüte katılım potansiyelini görüp, bu kapasiteye erişmeye çalışmıştır. Örgüt içinde Rusça’nın popüler olması bunun yansımasıdır. Aynı şekilde FBI direktörü Aleksandr Bortnikov’un açıkladığı rakamlara 2000 civarı Rus vatandaşının IŞİD saflarına geçtiği söylenebilir. Bu katılımın gerçekleştiği bölgeler Müslümanların çoğunlukta olduğu bölgeler olarak gözükmektedir. Bu bölgelerde yaşayan örgüt sempatizanlarına Rusya topraklarında saldırı yapmaları yönünde yazılar kaleme alınmış, dini referanslara yer verilmiştir. Aynı zamanda, örgüt üyelerinin yaşam alanlarına yapılan baskınlarda bu dergilerin kopyaları veya çıktıları görülmüştür.

FSB’nin ve İçişleri Bakanlığının IŞİD’e yönelik birlikte organize ettiği bir ev baskınında, Furat Press’in masa yer aldığını görebilmekteyiz. Ancak örgüt, bu yayınları sadece silahlı militanları için değil, kendisine ılımlı yaklaşan her bireyin etkilenmesi adına yapmaktadır. FSB’nin yayınladığı bu görüntülerde, örgüt elemanlarının propaganda haricinde farklı dini kitapları bulundurdukları anlaşılmaktadır.

 

Rusya’ya saldıracağını sıklıkla ilan eden örgüt, ülkeyi “kan gölüne döndüreceğini” söylemiştir. Özellikle IŞİD, diğer terör örgütleri ile kıyaslandığı zaman daha agresif ve net bir propaganda biçimini benimsemiştir. Bununla birlikte, bu tehditlerin boş olmadıkları 2014 yılından itibaren kamuoyunun gördüğü eylemler ile gün yüzüne çıkmıştır. Özellikle tehdit altında kalan Avrupa ülkeleri önlemleri resmi ve gayriresmi yollardan arttırarak vatandaşlarını korumaya çalışmışlardır. Örgüt, Rusya, Avrupa ve benzeri yerleri, yani kendinden olmayan herkesi tehdit ederken aynı zamanda gerekli adımları atarak ses getirecek eylemler organize etmeye çalışmıştı. Hükümetler vatandaşlarına korkulacak bir durum olmadığını söyleyerek, gündelik huzurlu ve eğlence dolu yaşamlarına devam etmelerini telkin ederken, alarm veren güvenlik birimleri terör listeleri oluşturarak bünyelerinde gezinen radikalleri avlama peşine düşmüşlerdi.

“Dinle Putin, ! Rusya’ya geleceğiz ve seni öldüreceğiz, Rus halkını da !” Bir IŞİD propaganda videosunda Vladimir Putin ve Rus halkını tehdit eden bir militan. Rusya, IŞİD propagandasının hedefi oldu ve birden fazla propaganda videosunda, sosyal medyada ve yayınladıkları dergilerde bunun üzerine gidildi. Ön planda, Rusya’da yaşayan mücahit kardeşlerine saldırı yapmaları yönünde teşvik ve taktik içerikli metinlere yer verilmiştir.
Bir IŞİD propaganda videosunda, Vladimir Putin’in ateşler içerisinde gösterilmesi. Sadece Rusya değil, onlarca siyasi lider ve siyasi propaganda videoların hedef gösterilmiştir. Özellikle IŞİD’in geliştirdiği karşı propaganda, Rus üst düzey yetkililerden gelen açıklamalara cevap verme niteliği taşımaktadır.

IŞİD, St Petersburg’daki bombalı metro saldırısından bir kaç gün önce, St.Petersburg Kremlin Sarayı gözüken bir resim dolaşıma sokulmuştu. Klasik bir IŞİD propagandası gibi gözüken bu resim, ciddiyetini saldırıdan sonra belli edecekti. Özel bir program ile yapılmış resimde, yıkılmakta olan bir Kremlin Sarayı ve bir elinde el bombası taşıyan bir militan görülmektedir.

 

Rusya, defalarca bombalı saldırıları ve benzer acıları tecrübe etmiş bir ülke olmasına rağmen, bu durum alışılagelmiş bir olay olarak görülmemektedir. Sosyal medya ve çeşitli mecralarda savrulan tehditler, tedirgin edilen vatandaşlar ve saldırının gerçeklemesi gibi bir süreç çok eski bir gelenek değildir. Dolayısıyla Rusya, bu tür propaganda faaliyet yapan Twitter, İnstagram ve benzeri sosyal medya hesaplarını, internet sitelerini ve konuşma programlarını yasaklatarak, ortadan kaldırmaya çalışmaktadır. Yeni çıkan yasalar ile de aynı şekilde bu propaganda faaliyetlerini yaptığı saptanan kişiler ağır cezalar almaktadırlar.

Rus tarafından da benzer açıklamalar yer yer kamuoyunda yer bulmuştur. “Onları nereye saklanırlarsa saklansınlar nereye kaçarlarsa kaçsınlar bulacağız ve cezalandıracağız” diyen Vladimir Putin, net tavrını sürdürmüştür. Suriye’ye müdahale ederken, ülkesine giren militanlardan ve IŞİD’in kendisine yarattığı tehditten endişelendiğini söyleyen Rusya lideri, hava kuvvetlerine terör noktalarına atış izni verdiği günden itibaren katlanarak artan bir tehdit ile karşı karşıya kalmıştır. Aynı şekilde, Rus halkı, Suriye’ye yapılan müdahaleden önce olduğundan daha güvenli olmaktan çok uzakta kalmıştır.

ÖNLEMLERİN ÖTESİNDE ORTAK FAALİYET FİKRİ

Rusya Federasyonu, protestolar eşliğinde, artan tehdit üzerine aldığı hukuki önlemler ile birlikte teröre güçlü bir cevap verebileceklerini belirtmişlerdir. Rusya, diğer ülkeler gibi kendi güvenlik birimlerinin oluşturuğu veri bankaları mevcuttur. Bir bölümü işlenmiş suçlar ve terör örgütü (organizasyonun hakkında teknik bilgiler) hakkında bilgiler içerir. 20’den fazla ülkenin bu veri tabanına ortaklık içinde olduğunu belirten Ruslar, bunun daha büyük ölçekli olması gerektiğini vurguluyorlar. Diğer veri tabanı, Rus güvenlik birimlerinin topladıkları istihbaratlar ve kendilerinin faaliyetleri sonucunda oluşturulmuş gizli ve açık olmayan bir taban. Bu anlamda bir ortaklık içine girilmesi terörle mücadele açısından ilk bakışta olumlu olacakmış gibi geliyor.

Rus yetkililerin Interpol, AB ve diğer devletlerin veri tabanlarıyla ortak kollektif bir yapı oluşturma fikirlerini belirttiler. Bu her ne kadar basit ve kolay bir çözüm gibi gözükebilse bile çok hassas bir ortaklık duygusu gerektirir. Mevcut siyasi sistem içerisinde devletler arasında böyle bir hassasiyetin kolay sağlanmayacağını söylemez çok karamsar bir tutum olmayacaktır. Ancak buna rağmen, devletlerin birbirleri ile güvenlik servisleri aracılığı ile bilgi paylaşması gibi olumlu ve terörle mücadeleyi güçlendiren limitli bir durum söz konusu.

Örneğin, St.Petersburg’ta  16 Aralık 2017’de(Cumartesi günü) muhtemelen birden fazla hedefe saldırı planlayan bir grup hakkında bilgi alan Ruslar, saldırıyı önlemeyi başardılar. 7 kişilik bir grup, izleme ve takip neticesinde yakalandılar. Bu operasyon, ortak faaliyet konusu için uygun bir örnektir. ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) tarafından, iletişim kanalı aracılığı ile aktarılan istihbarat sayesinde, Rusya’nın ikinci büyük kentinin belirli yerlerine yapılacak bombalı saldırılar önlendi. Bu yerlerden bir tanesi Kazansky Katedrali, yani önemli bir turist alanı, dini bir sembol ve kalabalık grupların ziyaret edebileceği bir mekan idi.

 

Rusya’nın St.Petersburg kentinde bulunan bir Kazansky Katedrali, sivil zayiatının yüksek olabileceği bir saldırı hedefi. Bu nedenle bu gibi hedefleri seçen, parça tesirli bomba ve yarı ya da tam otomatik piyade tüfekleri ile saldırı düzenleyen bu hücreler, sivil vatandaşları tehdit ediyor. Aynı katedralin bulunduğu cadde eğlence, alışveriş ve benzeri faaliyetlerin yapıldığı bir bölge. Bu tanımlar, sadece Rusya’da bulunan değil, diğer terör hücrelerinin aynı şekilde ortak hedefleri listesinde en üst sıradadır.

 

“Trump,terör planını başarısızlığa uğratan CIA’e iyi iş yaptıkları için teşekkür ediyor. ”                                            Rus devlet destekli televizyon kanalı RT, bu önemli olayı haber yaparak izleyicilerine onlarda duyurdu. Nadirde olsa, aralarında ciddi sorunlar ve çatışmalar olan iki ülkenin, belirli konularda limitler dahilinde birbirlerine istihbarat sağlayabileceğinin bir göstergesidir.

Kamuoyuna yansıyan bu yardımlaşma örneğine benzer bir olay daha hafızalarda yer edinmiştir. Bu olay 15 Nisan 2013 tarihinde gerçekleşen, 3 kişinin ölümü ve 200’den fazla kişinin yaralanması ile sonuçlanan bombalı saldırılardır.

Saldırıların düzenleyicileri Çeçen kardeşlerden Tamerlan Tsarnaev maraton izleyicileri arasında yürüken. Tamerlan Tsarnaev Rusya tarafından ABD’ye uyarısı gönderilen biriydi. FSB, Mart 2011’de FBI’a Eylül 2011 yılında ise CIA’a bilgilendirme yazısı gönderdi ve bu kişinin teröristler ile bağı üzerine uyarıldı. Bu saldırı olmasa bile, onlarca saldırı girişimi bu gibi iç ya da dıştan gelen uyarılar ile engellenmektedir.

 

Bu iki örnek ortak faaliyetin önemini göstermekte olan olaylardır. ABD Başkanları ve üst düzey yetkililer zaman zaman bu fikre atıf yapmaktadırlar. Vladimir Putin’de  Boston Saldırısı örneğini vererek, teröre karşı ortak faaliyetin önemini vurgulayan açıklamalar yapmıştır. Devletlerin bu tip yardımlaşmaları yapması iyi bir idea olarak görülmesi normaldir. Ancak gerçekçi bir bakış açısıyla bakıldığında, terör dışında pek çok sorunun ve durumun masa üzerinde olmasından dolayı bu yardım kotasının limitli olduğunu görmek gerekir.

St.Petersburg eylemine yönelik hazırlıklar hakkında gelen bilginin yararlı olduğunu belirten Ruslar bunun için teşekkür ettiler.  Sonuç olarak onlarca sivilin hayatının kurtarıldığı muhtemel olan operasyon FSB tarafından gerçekleştirildi. Söz konusu hücrenin yerleşkesi basıldı ve militanlar canlı olarak ele geçirildi. FSB, IŞİD’e bağlı olduğunu tespit ettiği grup elemanlarını yakaladı. Baskın sırasında, kolluk kuvvetleri çok sayıda patlayıcı madde, geliştirilmiş patlayıcı cihazlar, otomatik silahlar, mühimmat ve aşırılık yanlısı kitabın ele geçirildiğini bildirdi. Bomba yapım atölyesi tespit edildi. Hücre üyeleri, bir Telegram kanalı aracılığı ile yine başka IŞİD üyeleri tarafından koordine edildiği saptandı. Bu durum yine Telegram konusunun ne kadar ciddi olduğunu ve Telegram krizinin çıkışı için örnek niteliğindedir.

Örgütle bağlantısı olmayan ve maddi çıkar için iş yaptıkları organize suç örgütleri, terör ve yolsuzluk nedeniyle zayıflamış komşularının sınırlarını kullandıkları bilinmektedir.  Yakalananlardan 18 yaşında bir kişi, kiralık olarak tuttuğu bir garajda illegal olarak patlayıcı üretmek suçundan hüküm giymiştir. Rusya bünyesinde faaliyet gösteren terör gruplarının patlayıcı üretiminde her zaman dışa bağımlı olmadıkları bu gibi örneklerler ile zaten gözler önüne serilmiş durumdaydı.

Baskın sırasında ele geçirilen materyallerden en önemlisi şüphesiz “Trotilovaya” etiketli yani “Rus TNT” diye bilenen Trinitrotoluol’dur. Güçlü bir patlayıcı olan bu kimyasal bileşik, sadece askeri alanda değil, terör grupları tarafından özellikle intihar saldırıları için kullanılmaktadır. Genellikle canlı bomba yelekleri ile kullanılmakta olan bu bileşen çelik bilye, demir çubuklar, çivi ve çeşitli taşlar gibi malzemeler ile parça tesirli hale getirilmektedir. Bu durum asker ve polis gibi güvenlik birimleri yerine, şehrin sivillerin yoğun olduğu bölgelere yapılacak olan bir saldırı olduğunun bir anlamda göstergesidir. Kiril alfabesiyle etiketlenmiş olmaları, tedarik için çok uzaklara gitmediklerinin işaretlerinden biridir.

 

Rusya, daha önce yaşadığı terör saldırıları dolayısıyla terörle mücadelesinde bu patlayıcının kullanıldığını bildiği için, özellikle yasa dışı olarak bu bileşen ile bomba geliştirenler, kaçıranlar ya da depolayanlar hakkında sert yasal düzenlemeler ve takipler yapılmaya çalışılmıştır.

 

2010 yılında Rusya’nın Güney Batı kesiminde yer alan Stavropol’da yapılan bombalı saldırıda 8 kişi hayatını kaybederken onlarca kişi yaralanmıştı. Bu saldırıda yine zaman ayarlı düzenek ile kullanılan 250 gramı yakın TNT’nin kullanıldığı saptanmıştı. Stavropol Konser Salonu yakınında gerçekleşen bu eylem, Rusya’nın çeşitleri bölgelerinde yapılan terör eylemlerinden sadece bir tanesi idi. Ülkenin farklı noktalarında  Bu ve diğer bölgelerde bu tür bombaların kaçakçılığını yapan ve terör örgütleriyle organik bir bağ bulunmayan bazı kişilerin tutuklandıklarına ve para cezası aldıklarına dair bilgiler mevcuttur.

FSB farklı bölgelerde gerçekleştirdiği operasyonlar ile koruma alanını geniş tutmak ve genel huzuru tayin etmek istemektedir. Ancak artık kendisinin doğrudan hedef alınabileceği ve bu yönde saldırılar tasarlanabileceği riski artmıştır. Ekim ayının son günü, Rusya’nın kuzeyinde yer alan Arhangelsk şehrinde 17 yaşında bir erkeğin FSB binası girişinde bombalı terör saldırısı gerçekleştirdi. Rusya Ulusal Terörle Mücadele Komitesinden yapılan açıklamaya göre, Arhangelsk şehrinde bulunan FSB ofis binasının girişinde yerel saat ile 08.52’de patlama meydana geldi. Sivilleri ya da alışılagelmiş kontrol noktası saldırıları gibi olmayan, devleti hedef alan ancak bunu engellemek üzere faaliyet yürüten Rus istihbaratını doğrudan hedef alan bu saldırı bu anlamda ayrıdır.

 

TASS haber ajansının yayınladığı CCTV görüntülerine bakıldığında saldırganın çanta ile binaya girdiği gözüküyor. 3 memuru yaralayan ve elinde patlamayan bomba yüzünden kendini öldüren saldırgan, Rus yetkililer tarafından Mikhail Zhlobitsky olarak belirlendi.

 

Ofis binasının içinde maddi hasara neden olan genç, herhangi bir dini grup ile bağlantıya sahip değil idi. Zira soruşturmacılar gencin sanal ortamda yaptığı bazı paylaşımlar üzerinde durmuştur.

 

Olaydan birkaç dakika önce saldırgan, Rus anarşistlerin bulunduğu Anarşist Konuşmalar anlamına gelen  “Rechi buntovshchika” kanalında ve Rusların sık kullandığı sosyal ağ “Vkontakte” üzerinden paylaşım yaptığı belirlendi. Mesaj, 31 Ekim’de sabah 8.45’te eklendi. Mesaj yayınlandıktan birkaç dakika sonra, istihbarat binası dışında bir patlama oldu. Saldırı saati ile paylaşım zamanını, saldırdığı istihbarat kurumu tarafından yakalanmamak için yapan genç anarşist, büyük ihtimalle Telegram krizinin içeriğini iyi biliyordu. Anarşist Konuşmalar kanalı içerisinde yaptığı paylaşımı “Valerian Panov” ismini kullanarak yaptığı görülmektedir. Saldırıyı yapacağını ve nedenleri hakkında bilgi yayılmasını istediğini belirtiyor. Paylaşıma bakıldığından saldırdığı kuruma yönelik tepkisi görülmektedir.,

Mikhail Zhlobitsky gibi kişiler, özellikle tek başına yaptıkları eylemler ile benzer ideolojilere sahip bireyler tarafından hep kutsallaştırılmışlardır. Ölümlerinin hedefleri için önemli bir fedakarlık olduğu, yollarını aydınlatacağı, önemli bir örnek olacağı gibi düşünceler ile ikonik kimselere dönüşmüşlerdir. Bu yüzyıl içerisinde artık bu övgüler sosyal ağlar vasıtasıyla yayılmakta olup, etki alanını genişletmiştir. Mikhail Zhlobitsky tarafından yapılan eylem sonrası bu durumu görmek mümkündür. Fiziki olarak bakıldığında, broşür basmalar, duvar kağıdı yapıştırma, sprey ile duvara yapılan çizimler gibi yer üstü ve altı kültürlerine etki ettiği görülmüştür.

 

“Yoldaşlar, FSB ofisinde, Arkhangelsk’de terörist bir saldırı olacak ve ben de bunun sorumluluğunu üstleneceğim. Nedenleri açık olmalı. Lanet olası FSB vakaları imal etmek ve insanlara işkence yapmakla tanınıyor, bu yüzden bunu yapmak için cesarete hakim oldum. Büyük ihtimalle patlamada öleceğim çünkü bombayı kapağındaki bir düğmeye basarak patlatacağım. Bu yüzden isteğim: saldırıyı, kimin yaptığını ve nedenini yaymak. Bu sanırım. Hedefinize doğru sarsılmaz ve uzlaşmaz bir şekilde devam etmelisiniz. Anarşist komünizmin parlak geleceğini diliyorum!”

Bu ve bunun gibi sosyal medya mesajlarını dini motivasyonlu saldırılara baktığımızda sıkça görebiliyoruz. Ayrıca bu olayda yine bir Telegram vakası var ve bu Telegram krizinin neden çıktığına iyi bir örnek teşkil ediyor. Benzer şekilde bu ve benzeri kanallarda saldırıyı öven destekleyen çok sayıda kullanıcı yer aldı. FSB bu kanallara kayıtlı olan ve benzer ideolojilere sahip belirli kişileri tespit etme çabası içene girmiştir.  Arkhangelsk saldırısından sonra Rus polisi anarşistler, antifaşist oluşumlar, sosyalistler gibi kesimlerden belirli kişilerle temas sağlamıştır. Örneğin Krasnodar’da, siyasi görüşlerini, Mikhail Zhlobitsky’nin hareketine yönelik benzer motivasyonu olanları öğrenmek için yüzlerce kişi sorgulanmak üzere çağrıldı. Bu tespitlerin ve sorgulamaların yapılması, özellikle bu tip saldırılarda hemen hemen bütün ülkelerin istihbarat ve güvenlik kurumlarının yapacağı bir faaliyettir.

 

Avustralya’dan Amerika’ya, Fransa’ya ve tabii ki Rusya’ya kadar farklı ülkeler içerisinden bu görüntüleri görmek mümkündür.

 

 

Bu sorgulamalar ve tespitlerden sonra yetkililer farklı kişilerin aynı ölen genç saldırgan ile benzerlikler gösterdiğini görmüştür. Yani kamuoyuna potansiyel saldırganların varlığını belirttiler ve tehdit unsurlarının varlığına işaret ettiler. Kamuoyunda konuşulan örneklerden biri, çarpıcı bir örnek olan 14 yaşındaki Kiril Kuzminkin’in göz altına alınmasıdır. 4 Kasım’da Lyublino’daki neo-Nazi “Rus Yürüyüşü” ne bir bombalı saldırı planlamakla suçlanıyor. Kamuoyuna yansıyan haberlere göre, çocuk Federal Güvenlik  Arkhangelsk saldırganına sempati beslemiş ve benzer motivasyonlara sahip. Kiril gibi pek çok kişi gözaltına alında ya da soruşturmaya tabii oldu. Bu durumdan rahatsız olan belirli kesimler devletin baskı yaptığını ve muhalifleri sindirmeye çalıştığını belirterek eleştirdiler.

Bu arada Rus antifaşistleri ve  Arkhangelsk saldırganı sonrası alevlenen benzer görüşlü kişiler Avrupa’da ikamet eden benzer düşüncelere sahip kişilerden destek gördüler. Sosyal medya üzerinden “birlik” propagandalarının yapıldığı, Telegram başta olmak üzere farklı mesajlaşma programları üzerinden kurulan gruplar ile iletişime geçildi. Rus yetkililer göz altına alma ve soruşturma işlemlerini yaparken bu tip sanal oluşumlar kullanıldı.

Bütün bunlar, Rusya’nın karşı karşıya olduğu terör tehditlerinin tek tip olmadığını teyit edici niteliktedir. Geçmişinde devrimci, anarşist ya da ant-faşist yapılanmaları barındıran Rus toprakları için yeni bir durum söz konusu değil. Ancak biliyoruz ki bu tip “ev içinden” gelen Rus “Ulusal Terörizm” tehditleri var olsa bile birincil tehdit olarak görülmesi zordur. Zira son zamanlarda Putin Rusya’sının Suriye ve benzer krizlere müdahil olmasıyla artan cihatçı terör örgütleri onlardan rol çalmaktadır.

Birden fazla terör tehditine ve tipine sahip olmak Rusya’ya özel bir sorun değildir. Elbette Avrupa, Afrika ve Amerika kıtasına bakıldığında farklı tipler görülebilir. Saldırı için kullanılan araçlar ne kadar ellerinden alınırsa alınsın, terör örgütleri eylem ve stratejilerini devletler gibi güncellemektedirler. Örneğin geçmişe göre daha fazla popüler olan kesici ve delici aletler ile saldırı, geniş-uzun araçlar ile saldırı, siber saldırı gibi sıralanabilir olan bu eylemler zamana ve şartlara göre oluşmuşlardır. Bütün bunları göz önüne alarak uzun yıllar boyunca sürecek bir mücadele sürecinin içinden geçildiğini söylemek yerinde olacaktır.

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir